Ekmen'den Adli Yıl değerlendirmesi
24.07.2025
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin
Ekmen, TBMM Genel Kurulu’nda adli tatil öncesi yargı sisteminin mevcut durumunu
değerlendirerek yargının bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve vatandaşın
adalet algısı üzerine kapsamlı bir konuşma yaptı. Ekmen, “Yargının hal-i
pürmelali, devletin vatandaşa nasıl yaklaştığının ve bu topraklardaki adalet
anlayışının aynasıdır” ifadelerini kullandı.
Devletin dini adalettir
Konuşmasına
İslam siyaset felsefesinden örneklerle başlayan Ekmen, “Hazreti Ali'ye
atfedilen ‘Devletin dini adalettir.’, Nizamülmülk'ün Siyasetname’sinde, İbn Teymiyye'nin eserlerinde tartıştığı ‘Devlet
küfür ile ayakta durur ama zulüm ile ayakta durmaz.’ sözünü, İbn Kayyim
ElCevziyye'nin eserlerinde tartıştığı ‘Kâfir ama adil bir hükümdar tarafından
yönetilmek mi yeğdir yoksa mümin ama zalim bir hükümdar tarafından yönetilmek
mi yeğdir?’ sorusunun cevabını hatırlamak gerekiyor” diyerek adaletin
vazgeçilmez olduğuna işaret etti.
Hukuk, keyfiliğe kurban edildi
Ekmen, Türkiye’nin
uzun süredir “kuralsızlıklar ülkesi” haline geldiğini belirterek, “Türkiye,
uzunca bir süredir kuralsızlıklar ülkesi oldu; hukuk devleti ilkesi içinin
boşaltıldığı, Anayasa’nın sistematik olarak ihlal edildiği ve yargı erkinin
yürütmeye bağlı hâle getirildiği bir dönemin içerisinden geçiyoruz. Türkiye'de
temel hak ve özgürlükler, özellikle ifade, toplantı ve örgütlenme özgürlükleri,
terör mevzuatının keyfî ve geniş yorumlanmasıyla büyük ölçüde sınırlandırılmış
bulunmaktadır. Ceza normlarının öngörülmezliği ve yargının siyasallaşması
muhalif siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, insan hakları savunucuları
ve sivil toplum aktörleri için maalesef hukuk güvenliğini ortadan kaldırmıştır.
‘Suç ve cezaların kanuniliği’ ilkesi ve ‘masumiyet karinesi’ pratikte bütün
anlamını yitirmiştir. Bu durum, hak ihlallerinin yanında aynı zamanda
Türkiye'de yargı bağımsızlığına dair yapısal bir krize işaret etmektedir” dedi.
Temel haklar aşındı
Uluslararası
kuruluşların Türkiye’ye dair yargı verilerine de değinen Ekmen, “Dünya Adalet
Projesi'ne göre Türkiye, 142 ülke arasında 117'nci sırada yer alabilmiştir.
Şeffaflık ve Yolsuzluk Endeksi'ndeki gerileme ortadadır. Adalet Bakanı Sayın
Yılmaz Tunç uluslararası endeksler üzerinden yargının hâlinin incelenmesini
yanlış bulduğunu ifade ediyor. Yerel bazlı endeksler üzerinden yargının hâline
baktığımızda ise; 2005 yılı Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı'nda 5.912 kişiden
sadece %23,81'i başarılı olmuştur, bir önceki yıl da bu başarı oranı %42'ydi.
Burada bir durum var: Ya bu öğrencilere hukuk eğitimi verilemiyor ya da yanlış
bir sınav yapılıyor. Bu iki durumdan hangisi geçerliyse bırakınız bir hukuk
devletine, bir kanun devletine dahi yakışmayacak bir durumdur. Her gün bir suç
makinesi yakalanıyor. Cezaevinden dün çıkmış, sevdiğini iddia ettiği kadını
öldürmüş; bir bakıyorsunuz katil, dolandırıcı ya da suç örgütü yöneticisi. Bu
kişiler neden dışarıda? Çünkü bazı mafya liderleri için kişiye özel infaz düzenlemeleri
yapıldı. Bazı infaz düzenlemeleri Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçirildi, ancak
bu kişiler dışarı çıktığında sistemin kimler için hangi kolaylıkları
sağladığını açıkça görebiliyoruz” ifadelerini kullandı.
Eylem Planları göz boyamaya dönüştü
Yargı
Reformu Eylem Planı’nda yer alan hasta mahpuslar meselesinin hâlâ
çözülemediğini vurgulayan Ekmen, “Hasta mahpuslar meselesi, Sayın Murat
Çalık’ın şahsında bir kez daha gündeme geldi. Bu, yıllardır çözülemeyen kronik
bir sorun. 2013 yılında Adli Tıp Kurumu’ndaki heyet değişikliğiyle bu meselenin
çözüldüğü iddia edilmişti. Bugün yine benzer şekilde, heyet değişikliğiyle
sorunun giderildiği söyleniyor. Ancak uygulamada durumun öyle olmadığını
görüyoruz. Hasta mahpuslar üzerindeki uygulamaların, bir tedbirin nasıl kişinin
hayatına mal olan ceza infazına dönüştüğünü görüyoruz. Yargı Reformu Eylem
Planı’nda hasta mahpusların durumu açıkça belirtiliyor. Ancak açıklanan eylem
planlarının üçte ikisi hayata geçirilmiyor. Bu planlar neden açıklanıyor? Çünkü
uluslararası kuruluşlara karşı bir göz boyama, bir aldatmaca aracı olarak
kullanılıyor. 'Eylem planını açıkladık, gereğini yapacağız' deniliyor. Benzer
bir yaklaşım OHAL Komisyonu kurulurken de uygulanmıştı. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine, 'Siz bu başvuruları iade edin, biz iç hukukta bir mekanizma
kuracağız ve gereğini yerine getireceğiz' denilmişti. Ancak bugün OHAL
Komisyonu’nda hakkında dava açılmamış, yargılama yapılmamış, beraat etmiş ya da
kararı kesinleşmiş binlerce KHK’linin görevine hâlâ başlatılmadığını görüyoruz.
Kursiyer teğmenler, erler, darbe eyleminin parçası olmayan, darbe bölgesinde
dahi bulunmayan, yalnızca bir emirle bulunduğu yerden ayrılmış askerlerin
mağduriyeti ortada. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin değil, belki de dünyanın en
büyük terör örgütü soruşturması olan FETÖ soruşturmaları kapsamında çevrenizde
mağdur olmayan bir kişi bile yoksa, dönüp şu soruyu sormak gerekir: 'Gerçekten
doğru bir iş mi yaptık ve bunu sürdürmeli miyiz?’” dedi.
Yargı süreci tıkanmış durumda, adalet gecikiyor
Adalet
Bakanlığının kendi verilerine atıfta bulunarak adaletin gecikmesini rakamlarla
ortaya koyan Ekmen, “Adalet Bakanlığının yayınladığı resmî istatistiklere göre,
bir hukuk mahkemesine işiniz düştüyse üç buçuk yıldan önce sonuç alamıyorsunuz.
En çok şaşırdığım veri ise şu: Bir hırsızlık fiilinin mağduruysanız, adaletin
yerini bulması için tam 3.468 gün beklemeniz gerekiyor. Yaklaşık on yıl! Bu da
yine Adalet Bakanlığının resmî istatistiklerinde yer alıyor. Sonra soruyoruz;
neden büyük yolsuzluklar cezasız kalıyor, neden sokaklar küçük çetelerle dolup
taşıyor? Neden hırsızlıklar, yağmalar artıyor? İşte bu soruların cevabını,
Bakanlığın kendi yayımladığı verilerde bulabilirsiniz” ifadelerini kullandı.
Halk yargıya güvenmiyor
Ankara
Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği araştırmayı paylaşan Ekmen, “Ankara
Enstitüsü’nün 7-14 Nisan tarihleri arasında yaptırıp mayıs ayında yayınladığı
ve 2.057 denekle gerçekleştirilen, kıymetli Doç. Dr. Vahap Coşkun’un
yorumladığı rapordan bazı verileri paylaşıyorum. Katılımcıların %50’si yargının
bağımsız olmadığını, %59’u ise tarafsız olmadığını düşünüyor. Her 5 kişiden 1’i
siyasetin yargıya müdahale ettiğini ifade ediyor. %15’i ülkede adaletin
olmadığını, yine %15’i liyakatin bulunmadığını belirtiyor. Katılımcıların %38’i
hâkim ve savcıların kararlarında iktidarın etkili olduğunu düşünüyor. Yaklaşık
her 2 kişiden 1’i ‘Eğer rüşvet verirsen yargıda işin görülür’ kanaatinde. %58’i
hâkim ve savcıların baskı altında karar verdiğini, yine %58’i iktidarın yargıya
müdahale ettiğini düşünüyor. Katılımcıların %62’si yargıya güvenmediğini
belirtirken, üçte 2’si ‘İşim yargıya düşerse mağdur olurum’ görüşünde. %70’i,
siyasi bağlantısı olanlarla sıradan vatandaşların yargı önünde eşit muamele
görmediğini düşünüyor. Dikkat ederseniz bu oranlar %60-70 bandında seyrediyor.
AK Parti seçmeninin de en az üçte 1’i, zaman zaman üçte 2’si bu duyguları
paylaşıyor. Sadece üçte 1’i, siyasal bir dayanışma içinde ‘İşler iyi, yolunda’
düşüncesinde. Bu hâliyle başta hukukçu milletvekillerimiz olmak üzere vicdan ve
hukuk sahibi; devletin, idarenin, adalet duygusunun vatandaşta nasıl yansıdığı
düşüncesine siyasi bir sorumlulukla bakan milletvekillerimizin sokağa
çıktığında yargının o hâlipürmelaline maruz kalan vatandaşlara nasıl cevaplar
vereceğini merak ediyorum” dedi.