EKMEN: Barış dili sorumluluğu herkes içindir
21.10.2025
DEVA
Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, TBMM
Başkanı Numan Kurtulmuş’un Diyarbakır ziyareti ile kentte düzenlenen yürüyüş
hakkında K24’e konuştu.
Kürtçe
paylaşım meşru, tepki yersizdi
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un
sosyal medya hesabından Kürtçe paylaşım yapılmasının ardından gelen tepkilere
ilişkin soruyu yanıtlayan Ekmen, “Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un
Kürtçeyle ilgili daha önce de oldukça olumlu beyanatları olmuştu. ‘Ana dili Ana
sütü kadar helaldir’ şeklinde ifadeleri. Barış Anneleri’nin dinlenmesi
meselesinden sonra, onun da hak etmediği bir tartışma zemini oluştu. Bu
paylaşımı, bir ölçüde bu rahatsızlığı telafi etmeye yönelik olabilir. Kayıtlara
baktığımızda TBMM resmi hesabından sadece son bir yılda 6 ayrı dilde paylaşım
yapıldığı görülüyor. Ancak bu olay doğrudan Kürtçeyi hedef alan bir sosyal
medya linçine dönüştü. Devletin resmi dili ya da Meclis’in çalışma diliyle
ilgili herhangi bir sorun söz konusu değil. Bu paylaşım, Meclis Başkanı’nın
Kürtçeyi kullanma esnekliği ve Kürtçenin kamusal görünürlüğüyle ilgili bir
durum. Halihazırda bazı devlet kurumlarının Kürtçe yayınları mevcut. TRT Kürdi
dışında, Kültür Bakanlığının da Kürtçe yayınları var, Kürtçe seçmeli ders okutuluyor.
Meclis’in bazı komisyon çalışmalarında geçmişte Kürtçe çeviri hizmeti de
verilmişti. Yani oldukça sıradan bir durum. Bu paylaşıma karşıtlıkta üzücü olan
şu: İnsanlar sürece karşı olabilir, ama Kürtçeye karşı çıkmak, yer yer ırkçı ya
da faşist bir tepki olarak algılandı. Şu da çok nettir: Sürece karşı olduğu
bilinen dar bir kesim dışında, toplumun geniş kesimleri bu konuda bir tepki
göstermediği gibi Kürtçenin kullanımını da normal bir zeminde değerlendirdi”
açıklamasında bulundu.
Barış
dili her iki tarafa da lazım
Diyarbakır’da, Abdullah Öcalan’ın
serbest bırakılması talebiyle gerçekleştirilen yürüyüşte “düşman” kelimesinin
kullanılması hakkında konuşan Ekmen, “Bu durum iki açıdan ele alınmalı.
Birincisi, eğer devlet Öcalan ile ilgili bir süreç yürütüyorsa onunla ilgili
tüm konuların devletle konuşulması gerekir. Bu taleplerin sokağa taşınması
sağlıklı bir tutum değildir. Daha önce Meclis’te atılan sloganlarda da bunu
gördük, Diyarbakır’da da gördük. O ifadeyi kim kullandı, partide görevi var
mıydı, bir provokatör müydü, yoksa sadece bir vatandaş mıydı bunları
bilemiyoruz. Öcalan’la ilgili talepler muhataplarından değil, yürüyüşler ve
gösterilerle yürütülürse toplumda tepki çeken olayların yaşanması kaçınılmaz
olur. Bu açıdan yürüyüşü ve anılan sözleri doğru bulmuyorum. İkincisi, Numan
Bey’in Diyarbakır ziyareti oldukça olumlu bir atmosfer yaratmıştı. DEM Partili
siyasetçiler ve vatandaşların geniş bir kesimi, Numan Bey’in verdiği mesajları
olumlu bir şekilde yorumlamışken ertesi gün böyle bir yürüyüşün yapılması
yanlıştı. Keşke hiç yapılmasaydı ya da daha ileri bir tarihe ertelenseydi.
‘Düşman’ ifadesi, Kürtçeyle ilgili paylaşıma itiraz edenlerin, süreç
karşıtlarının ellerini güçlendirdi. Biz ‘barış dili’ diyoruz; barış dili sadece
Türk medyasına ya da Türk siyasetçilere değil, Kürt medyası ve Kürt
siyasetçilerine de lazım. Gülistan Hanım ‘gencecik cesetler’ ifadesi nedeniyle
özür diledi. Çok doğru ve sağduyulu bir tutum oldu. ‘Düşman’, ‘gencecik
cesetler’ gibi sözler ya da Meclis çatısı altında atılan Öcalan’la ilgili
sloganlar, toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Bundan
kaçınmak gerekir” dedi.
Barış,
sokakta değil; masada sağlanır
Ekmen, “Toplum süreci destekliyor ama
sürece olan güven düşük. Hem Türklerde hem Kürtlerde bu güven eksik. Eğer bu
süreci sürekli olarak Öcalan merkezli tartışmalarla yürütürseniz toplumun diğer
kesimlerinde bu güvenin artması mümkün olmaz. Dahası, Kürtlerde de bir
güvensizlik oluşur. Herkes bu süreci sadece Öcalan’la ilgili bir arayış olarak
görmeye başlar. Oysa Öcalan bile süreci böyle tarif etmiyor. Diyor ki:
‘Metodolojik olarak siyasi mücadeleyi siyasi zemine taşıyacağız, silah ve
şiddeti bırakacağız.’ Diğer yandan taraflar ‘Bu bir pazarlık süreci değil;
Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri bu sürecin devamında konuşulacak’
demişlerdi. Mesele sürekli Öcalan’a odaklandığında hem paradigma değişikliği
hem de demokratikleşmeye dair samimiyet tartışma konusu oluyor bu da ciddi bir
güvensizlik yaratıyor. Aynı zamanda, Kürtlerle ilgili tüm meselelerin birkaç
kazanıma feda edilebileceği algısı oluşuyor. Neticede devlet ve İmralı bir
takvim başlattıysa, bu sokakta yürüyüşlerle değil; masa başında, taleplerin
müzakere edilerek yürütülmesi gereken bir süreçtir” ifadelerini kullandı.
Yasal
düzenleme derhal Meclis’e sunulsun
Pozitif barışın gerçekleşmesi için
gerekli adımlara dikkat çeken Ekmen, “Pozitif barışın gerçekleşmesi için
adımlar oldukça net: Hak ve özgürlükler alanında yapılacak iyileştirmeler,
Kürtçeyle ilgili adımlar, anayasal düzenlemeler ve yerel yönetimlerle ilgili
reformlar herkesin kabul ettiği başlıklar. Ama eğer deniyorsa ki: ‘Örgütün
tamamen tasfiyesini tamamlamadan pozitif barış adımlarına geçmeyeceğiz’ o zaman
yasa neyse bir an önce getirilsin, örgütün tasfiyesi tamamlansın. Ondan sonra pozitif
barış gündemine geçelim. Hem idari olarak hem yasal ve anayasal düzeyde,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasasını, temel niteliklerini ve ilk üç
maddesini ilgilendirmeyen, Cumhuriyeti güçlendirecek ve vatandaşın devletle
olan bağını kuvvetlendirecek birçok adım atılabilir. Bu adımları konuşmaya
başlayalım. Süreci yönetenler madem önce negatif barış tamamlansın sonra
pozitif barışa geçelim deniyor, o zaman negatif barışın en büyük ihtiyacı olan
yasal düzenleme bir an önce Meclis’e gelsin” dedi.
Röportajın tamamını izlemek için: