EKMEN: Süreç yasası gecikmemeli
31.10.2025
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin
Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Habertürk ekranlarında Eren Eğilmez’in sunduğu
“Gerçek Fikri Ne?” programına konuk oldu. Ekmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile
İmralı Heyeti’nin görüşmelerine ve son Komisyon toplantısına dair
değerlendirmelerde bulundu.
Cumhurbaşkanı ile İmralı Heyeti’nin görüşmesi sürecin
işlediğini gösteriyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İmralı Heyeti’nin görüşmesini
değerlendiren Ekmen, “Bu görüşme, sürecin genel olarak işlediğini ve tarafların
zaman zaman yaşanan büyük ya da küçük krizleri tolere edebildiğini gösteriyor.
Umman dönüşünde Sayın Cumhurbaşkanı’nın Diyarbakır’daki yürüyüşte kullanılan
‘düşman’ ifadesine dair esnek açıklamaları da bu görüşmenin olumlu bir havada
geçeceğine işaret ediyordu. Umuyorum ki bu görüşme, sürecin fesih ile
tasfiyenin tamamlanması için gerekli yasal çerçeveyi şekillendirecek yasama
safhasının başlamasına vesile olur” ifadelerini kullandı.
Komisyon oturumları sürecin işleyişine ışık tutuyor
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 16.
oturumu hakkında konuşan Ekmen, “Komisyon’un son oturumunda Dışişleri ve Adalet
Bakanı’nın sunumları yer aldı. Bir önceki MİT Başkanı oturumunda olduğu gibi,
oylamayla kapalı oturuma geçildi; bu da medyanın dışarı alınması ve
tutanakların 10 yıl boyunca açıklanmaması anlamına geliyor. Dışişleri Bakanı
Sayın Hakan Fidan kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra soru-cevap bölümüne
geçti. Eleştiriler dahil birçok soruya açık biçimde yanıt verdi. Bazı üyeler,
kamuoyuna açık kaynaklar dışında özel bir bilgi paylaşılmadığını söylese de
Bakan’ın açıklamalarının beklentilerin büyük kısmını karşıladığı söylenebilir.
Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç ise AK Parti’nin kuruluşundan bu yana Kürt
meselesinin dönüşümüne dair değerlendirmelerde bulundu ve yasal altyapıya
ilişkin soruları yanıtladı. Her iki oturum da yaklaşık üçer saat sürdü. Adalet
Bakanı, Komisyon’un yasal çerçeveye dair bir öneri sunması halinde, Bakanlık
olarak teknik destek vereceklerini ifade etti. Bazı üyeler, Bakan’ın elinde
hazır yasa teklifleriyle gelmemesini eleştirse de Komisyon’un yasa hazırlama
aşamasına geçmediği dikkate alındığında bu yaklaşım anlaşılabilir. MİT
Başkanı’nın bir kez daha dinlenmesi gündeme gelecektir. Dinlemelerin bitmesi
ile sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeler ve muhalefetin özellikle
vurguladığı hukuk, adalet ve özgürlük alanlarındaki sorunlara ilişkin bir rapor
hazırlanacak” dedi.
Tasfiye süreci konusunda hukuki boşluklar var
Sunucunun “PKK’nın 26 Ekim’de Türkiye’den çekilmesini
nasıl değerlendiriyorsunuz?” ve “Çekilme nasıl bir düzen içinde
gerçekleşebiliyor?” şeklindeki sorularını yanıtlayan Ekmen, “’Örgütün feshi
oldu mu?’ sorusu çok temel bir noktaya işaret ediyor. Mevcut Türk Ceza Kanunu
ve İnfaz Kanunu kendini fesheden bir örgüt hakkında işlem yapmaya yeterli
değil. Kanunlarımızda parçalı düzenlemeler var, ancak önceki süreçlerde bu işe
yaramadı ve bu sürecin de ruhuna uygun değil. Geçiş sürecine ilişkin yasal
çerçeveler gecikti, çok önceden bu kanunlar hazırlanmalıydı. Örneğin, 27
Şubat’taki çağrı sonrasında devlet, Meclis ve ilgili kurumlar hazırlıklarını
tamamlamalı, 12 Mayıs’ta fesih kararı alındıysa 11 Temmuz’daki silah bırakma
seremonisine kadar gerekli yasa çıkarılmalıydı. Bu yasanın içeriğinde;
dağdakiler, cezaevindekiler ve yurt dışındakiler için ceza hukuku açısından
sınıflandırma ve hangi davaların nasıl ele alınacağı net olmalıydı. Ardından
entegrasyon politikaları -eğitim, sosyal, kültürel ve ekonomik adaptasyonu
destekleyecek adımlar- somut biçimde belirlenmeliydi. Bu konudaki yaklaşımı
yanlış buluyorum. ‘Örgüt kendini feshetti, kendi kendini silahsızlandırsın’
anlayışı, sanki örgüt kendi kendini yok edecekmiş de sonra yasalar çıkartılacak
deniyor. Farz edelim ki belli lojistik alanlar devlete terk edildi, bazı
silahlar yakıldı veya belirlenmiş adreslere teslim edildi; bu kişiler oradan
çıkıp Süleymaniye’ye, Erbil’e, ardından Batman’a veya Diyarbakır’a gelebiliyor
mu? Hayır; yeniden örgütün kontrolündeki yaşam alanlarına dönüyorlar. O zaman
bu soru ortaya çıkıyor: Bu örgüt gerçekten kendini feshetti mi? Yoksa yalnızca
geri çekilmeden mi söz ediyoruz?” açıklamasında bulundu.
Örgüt üyelerinin hukuki statüsü netleşmeli
Ekmen devamla, “Eğer bugün itibarıyla örgütün
kontrolünde, devlet verilerine göre 1.500-2.000 kişi varsa devlet açıkça şunu
söylemeliydi: ‘Örgüt yöneticisi olan, eylemlere karışan ve talimat veren
kişilerle ilgili hiçbir düzenleme vadetmiyorum; herhangi bir eyleme karışmamış
ve yalnızca örgüt üyesi olmakla suçlanan kişiler içinse, savcılık ve mahkemeler
eliyle şöyle işlem yapacağım.’ Yani hukuki süreçler hakkında net bir prosedür
ortaya konmalıydı. Bu yasal çerçeve belirlendiğinde, hangi örgüt üyelerinin
dönebileceği netleşirdi ve devletin kabul edeceği kişiler gelmeye başlamalıydı.
Bugün tartışılan konuları üç ana grup halinde görmek gerekiyor:
1. Dağdakiler: Yöneticiler, düz üyeler ve eylemciler
şeklinde sınıflandırılabilir.
2. Cezaevindekiler: Davası devam edenler ile kesinleşmiş
hükümlüler olarak,
3. Yurt dışındakiler: Başta Avrupa olmak üzere dışarıda
bulunanlar; haklarında soruşturma olanlar veya olmayanlar, kesin hüküm olanlar
veya olmayanlar şeklinde tasnif edilebilir. Bunların her biri için nasıl bir
prosedür işleyeceği belli olmalı” dedi.
Yasama süreci artık başlatmalı
“Yapılacak ilk adım sizce nedir?” sorusu üzerine Ekmen,
“Benim kanaatim, devletin artık karar verip bu konuda yasama sürecini
başlatması gerektiği yönünde. Çünkü bu süreç, Türkiye’nin geçmişte yürüttüğü 13
barış veya çözüm girişiminden ve dünyadaki örneklerden farklı; atipik bir
süreçten söz ediyoruz. Güven artırıcı önlemler, atılması gereken adımlar, hasta
hükümlü tutuklular, cezaevi gözlem kurullarının uygulamalarından kaynaklanan
sorunlar ya da Selahattin Demirtaş hakkındaki AİHM kararının uygulanmaması gibi
birçok hususu sayabilirim. Ancak anladığım kadarıyla devlet, sürecin bir
pazarlığa dayandığı izlenimi yaratmamak için tasfiye süreci tamamlanmadan
‘pozitif barış’ olarak adlandırabileceğimiz hukuk, özgürlük, adalet ve
demokrasi alanındaki adımlardan herhangi birini atmaktan çekiniyor. Örneğin
kayyımlarla ilgili politikadan geri adım atılmıyor ve İçişleri Bakanlığı’nın
verdiği bilgiye göre, kayyımlar hakkındaki hazır yasal düzenleme de Meclis’e
sevk edilmiyor. Doğru ya da yanlış, nihayetinde bu sürecin başarılı olmasını
istiyoruz; bu yüzden öbür kısmı tartışmıyoruz. Doğru olan önce kök sebepleri
ortadan kaldırmak yani pozitif barışı tesis etmekti; devlet öyle bir hukuk,
adalet ve özgürlük sistemi kurardı ki örgüt kendiliğinden anlamsızlaşırdı.
Ancak neticede bu yola başvurulduğuna ve ‘Önce örgütün tasfiyesi tamamlanmalı’
denildiğine göre bu durumda yapılacak ilk iş, örgüt mensuplarının hangi hukuki
statüye tabi olacaklarına dair belirsizliği gidermek ve Meclis’te Komisyon’un
tavsiye raporunu hazırlayıp ardından yasama faaliyetini başlatmak olmalıdır”
açıklamasında bulundu.
Yayının tamamını izlemek için: