EKMEN: Barış süreçleri bisiklet gibi, ilerlemek için sürekli çaba gerekir
04.11.2025
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı
ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, 31 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında
Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün ev sahipliğinde, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve
Demokrasi Komisyonu üyelerinden bazı milletvekilleriyle birlikte Dublin’de
düzenlenen toplantılara katıldı. Ekmen, İrlanda’daki toplantılar ve Komisyon
çalışmaları hakkında röportaj verdi.
İrlanda’dan Güney Afrika’ya kapsamlı
bir deneyim aktarıldı
Toplantıya
dair bilgi paylaşan Ekmen, “Meclis Komisyonumuzdan 6 parti ve 8 milletvekiliyle
birlikte bu programa katıldık. Demokratik Gelişim Enstitüsü daha önce de
dünyadaki çatışma çözümü örneklerine ilişkin Türkiye’de birçok program
düzenlemişti, son 15 yılda bu sayı 100’e yaklaşmıştır. Programda Güney Afrika,
Guatemala, Bosna ve Sudan gibi farklı bölgelerde görev yapmış diplomatlar,
İrlanda barış sürecini yönetmiş, dönemin iktidarını temsil eden eski Başbakan
ve müzakereci Dermot Ahern ile Bertie Ahern’in yanı sıra, Raissa H. Jajurie –
Bangsamoro Sosyal Hizmetler ve Kalkınma Bakanı, Bangsamoro Parlamentosu Üyesi,
Meclis Başkan Yardımcısı da kendi deneyimlerini paylaştılar” dedi.
Her çatışma ve çözümü modeli kendine
özgü
Görüşme ve
toplantıdan neler çıkarıldığının sorulması üzerine Ekmen, “Her ülkenin durumu,
kendi kök sebepleri ve çatışmanın karakteristiğine göre farklılık gösterir.
Hiçbir çatışma çözümü modeli başka bir ülkeye birebir uygulanamaz. Ülkeler, bu
tür örneklerden tartışma biçimleri, süreç yönetimindeki esneklik, krizleri aşma
becerisi gibi yönlerden ilham alabilir. Toplantıda özellikle şu mesajı aldık:
Kendi sorununu kendin çözersin, kimse mucizevi bir yardım getirmeyecek. Bu
süreçte sabırlı olmak, acele etmemek, esnek davranmak ve karşı tarafı tahrik
etmemek gerekir. Kendinizi karşı tarafın yerine koyarak onların hassasiyet
alanlarını kaşımamak, travmatik hafızayı canlandırmamak, karşılıklı adım
atmaktan çekinmemek gerekir. Sürecin sürekli ilerlemesi, bisiklet metaforuyla
açıklanıyor: Tıpkı bir bisikletin dengede kalması için sürekli hareket etmesi
gerektiği gibi barış süreçleri de sürekli bir aşama ileriye gitme çabası içinde
olmalıdır. Ayrıca, her zaman menfaatler çatışmaz. Bu konuda meşhur bir portakal
metaforu vardır: Bir annenin iki çocuğu aynı portakalı ister. Anne her birine
portakalı neden istediğini sorar. Çocuklardan biri kek yemek, diğeri ise meyve
suyu içmek istediğini söyler. Anne portakalın kabuğunu soyup kek isteyen çocuğa
kek yapar, kalanını sıkarak diğerine ikram eder. Böylece iki taraf da memnun
olur. Bu örnek, her anlaşmazlığın mutlaka bölünme ya da çatışma anlamına
gelmediğini gösterir” açıklamasında bulundu.
Ülkeyi bölmek isteyen yok
Ekmen,
“Türkiye bölünme korkusu olmadan, terör ve şiddetin olmadığı bir gelecek
hissini güçlü şekilde yaşamak istiyor. Kürtler de hem ülke hem kendileri için
üniter yapı içinde, ülkenin bayrağına, sınırlarına ve anayasasına bağlı kalarak
daha fazla hak ve özgürlük talep ediyor. Yani ortada ülkeyi bölmek isteyen bir
tez yok. Bu nedenle bir tarafın tehdit ve korku algısını ortadan kaldırmak,
diğer tarafın da haklı iyileşme taleplerini rasyonel bir şekilde ele almak
gerekiyor” dedi.
Ekmen,
bir soru üzerine: “Yüzleşme ve adalet arayışları gibi konular bazı ülkelerde
anlaşmadan 20-25 yıl sonra gündeme gelebilmiştir. Çünkü bu tür meseleler,
anlaşma yapılan kişilerle ilgili kriminal bir durum yaratabilir. Örneğin bir
taraf insan hakları ihlallerinden, diğeri bir terör eyleminden sorumlu
olabilir. Bu nedenle bu süreçlerin zamanlaması çok önemlidir” açıklamasında
bulunarak zaman vurgusu yaptı.
Barış, sabır ve kararlılık ister
“Çözüm
süreçlerinde ülkeler arası benzerlikler var mı?” sorusunu yanıtlayan Ekmen,
“Bugün bile siyaseten tam anlamıyla sahiplenilmemiş olan Oslo görüşmeleri,
aslında yaklaşık dört ila beş yıl süren uzun bir sürecin sonucunda mümkün
olmuştur. Oslo buluşması, çabanın yalnızca bir aşamasıdır. O dönemde benzer bir
iddia ortaya atılsaydı, dönemin siyasetçileri muhtemelen bunu inkâr ederdi.
Dermot Ahern de bu durumu şöyle aktarıyor: Dönemin Başbakanı kendisine, ‘Bu çok
önemli bir konu ancak sen yürütebilirsin. Git, görüşmelere başla. Ama bil ki
bir gün biri bana bu konuyu sorarsa, ben bunu inkâr ederim’ demiş. Hayırlı Cuma
Anlaşması tüm dünyada bir barış metaforuna dönüşmüş durumda. Ancak aynı
dönemde, aynı çatışma süreci içinde ‘Kanlı Cuma’ ve ‘Kanlı Pazar’ gibi trajik
olaylar da yaşandı; bunlardan biri anlaşma imzalandıktan hemen sonra
gerçekleşmişti. Bizde de benzer deneyimler oldu. Görüşmelerin başladığı dönemde
TUSAŞ saldırısı, 2009’daki Reşadiye baskını, Oslo sürecinin ardından ise devlet
içindeki bazı unsurların -daha sonra FETÖ bağlantılı oldukları ortaya çıkan-
kayıtları sızdırması ve Hakan Fidan hakkında soruşturma açılması süreci ciddi
biçimde zora soktu. Silvan ve Reşadiye baskınları gibi olaylar devlet ve örgüt
içinden süreci sabote etmek isteyen grupların provokasyonlarıydı. Bu tür
girişimlere fırsat vermemek gerekir. Bu nedenle süreçlerin sabırla, esneklikle,
toleransla ama aynı zamanda kararlılıkla yürütülmesi büyük önem taşır. Bir
sürecin beş ya da on yıl sürmesi başka bir meseledir fakat yapılması gereken
bir işi geciktirmemek ve süreci sürdürülebilir kılmak, barışın kalıcılığı
açısından çok daha kritik bir konudur” açıklamasında bulundu.
Somut öneri gelmeden konuşmak doğru
değil
Abdulkadir
Selvi’nin, Komisyon’un Abdullah Öcalan ile bir görüşme yapabileceğine dair
yazısı hakkında konuşan Ekmen, “İktidar kaynaklarından da benzer söylentiler
geliyor, Mehmet Uçum’un da pazar günü bu yönde bir değerlendirmesi olmuştu.
Açıkçası, iktidar partisi bu konuda somut bir öneriyi -nerede, hangi formatta,
hangi düzeyde bir görüşme olacağına dair bir taslağı- Komisyon gündemine
getirmediği sürece bu iddiaları yorumlamayı doğru bulmuyoruz. Çünkü belki bazı
noktalara itiraz edeceğiz ama süreç arka planda başka şekilde ilerleyecek ya da
biz bazı adımları destekleyeceğiz ancak taraflardan biri geri adım atacak,
bilemiyoruz. Bazen ‘Bir öneriniz var mı?’ diye soruyorlar, ‘Yok’ diyorum. Çünkü
bazen Öcalan öyle bir noktaya çekiliyor ki siz ne derseniz deyin ileride
kalıyorsunuz; bazen de Sayın Bahçeli öyle ileri ifadeler kullanıyor ki bu kez
siz ne söylerseniz söyleyin geri bir pozisyonda kalıyorsunuz. Bu nedenle bize
‘Şu temsil heyetiyle, şu mekânda, şu yöntemle bir görüşme yapmak istiyoruz, ne
dersiniz?’ denildiğinde cevabımızı o zaman veririz. Öcalan’ın bu süreçteki
rolü, örgüt üzerindeki otoritesi ve ihtiyaç duyduğu meşruiyet araçlarının
oluşturulması açısından, süreci yürüten MİT Başkanlığı’nın ve dolayısıyla Sayın
Cumhurbaşkanı’nın esnek davrandığını görüyorum. Muhtemelen gelişmeler de bu
yönde ilerleyecektir” ifadelerini kullandı.
Konuşmanın
tamamını izlemek için:
https://www.youtube.com/watch?v=3wdcARLPClA