EKMEN: Siyaset küçük imkânları büyütüp bir sonraki aşamaya taşımaktır
10.11.2025
DEVA Partisi Genel
Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, 8 Kasım’da
Diyarbakır’da Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) tarafından
düzenlenen “Toplumsal Barışın İnşasında Hukukun Rolü” başlıklı etkinlikte
konuşmacı olarak yer aldı. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi
Komisyonu’nun beklenen raporu, toplumsal barışın güçlendirilmesi ve adaletin
toplumun tüm kesimleri için erişilebilir hale gelmesi konuları tartışıldı.
Ekmen, soru-yanıt kısmında geniş bir değerlendirme yaptı.
Her süreçte çatışma
da biriciktir
Süreci başından itibaren değerlendiren Ekmen, “Bu süreç
başladığından beri hep ‘olur’u isteyerek, olurunu zorlayarak, olabilirliği
topluma göstererek konuştuk. ‘Olmaz’ı, zoru, sıkıntıyı muhataplarıyla konuştuk
ama kamusal alanda çok az dile getirdik. İngilizce’de buna ‘wishful thinking’
deniyor. Yani biraz da olayların gelişimini arzu ettiğiniz şekilde konuşmak.
Her sürecin biricik olduğuna inanıyorum, çatışmalar da biriciktir. En kuvvetli
mimariye ve ajandaya sahip bir süreci bile zehirleyip ifsat edebilirsiniz; aynı
şekilde mimarisi zayıf ve neredeyse ajandası olmayan bir süreci de
olgunlaştırıp hedefe ulaştırabilirsiniz. Bu, toplumun ortak çabasına ve
katkısına; siyasi alanın ve siyasetin genişletilmesi çabasına bağlıdır. Biz
meseleyi bu perspektifle ele alıyoruz. Ancak bir ön şart olarak mevcut durumla
yüzleşmemiz gerektiğini düşünüyorum, her tarafta bir tatminsizlik var. Benim
anladığım kadarıyla ekim ayının sonlarına doğru, Ömer Öcalan’ın Abdullah Öcalan
ziyareti sonrasında kamuoyuna söylediği cümle dışında bir gelişme olmadı ve
kısa vadede de olmayacak gibi görünüyor. O açıklama ‘Bana imkân ve fırsat verilirse
bu meseleyi silah ve şiddet zemininden çekip demokrasi, siyaset ve hukuk
zeminine çekmeye muktedirim.’ Bu ifade; kalıcı barışa, pozitif barışa ve bu
meselenin anayasal düzlemde çözümüne dair bir vaat içermiyordu; sadece yöntem
değişikliğini içeriyordu. Silahlı unsurların mesele üzerindeki blokajın
kaldırılmasına yönelik bir işaretti. Şu anda Komisyon’un da görevi pozitif
barışa dair bir perspektif sunup negatif barışı tesis edecek yasaları
çıkartmaktır. Aslında devletin her kademesi ve kurumsal yapısı, pozitif barış
gündeminde ne yapılması gerektiğini çok iyi biliyor. Ama yüzyıllık
alışkanlıklardan kurtulmanın zorlukları var” ifadeleriyle genel bir görüş
belirtti.
Özel bir yasa
olmadan bir tasfiye girişimi işlemez
Ekmen, önceki konuşmalarında olduğu gibi etkinlikte de
mevcut Türk Ceza Kanunu, TMK ve Ceza İnfaz Kanunu’nun örgütün tasfiyesi
konusunda yetersiz kaldığını vurgulayarak, “Kimin hangi hukuki statüye tabi
olacağı, kimin yeni dönemde entegrasyon politikalarına kolayca geçebileceği;
kimin ise cezalandırma, uzaklaştırma ya da ülke dışında kalma gibi sebeplerle
sürecin dışında tutulacağı en baştan belirlenmelidir. Özel bir yasa olmadan bir
tasfiye girişimi işlemez. Bunu 1999’daki barış gruplarında da 2009 Oslo
sürecinde de gördük. Böyle bir girişim bir hâkimin veya savcının yorumuna ya da
elinde sarı bir zarfta not götüren bir istihbarat görevlisinin inisiyatifine
bırakılamaz. Her şey çok açık ve net olmalıdır. Bu netliğin sağlanması
gerektiğinde de üç ana başlık karşımıza çıkıyor: Dağdaki kadrolar, cezaevlerinde
olan veya yargılaması devam edenler, yurt dışında bulunanlar. Bu grupların her
biri kendi içinde üç alt kategoriye ayrılabilir: Silahlı eylemlerin doğrudan
parçası, eylemcisi veya karar vericisi olanlar, herhangi bir eyleme
karışmayanlar, örgüt yöneticileri. Anlaşıldığı kadarıyla bu sınıflandırma
Avrupa, cezaevleri ve dağdaki unsurlar için geçerli olacak. Bu konuda bazı ön
mutabakatların olduğu da görülüyor. Büyük olasılıkla, bu mutabakata uygun
şekilde hazırlanmış bir yasa taslağı karşımıza çıkacak. Bizden komisyon raporu
bekliyorlar ancak biz masada değiliz. MİT Başkanının yaptığı ilk bilgilendirme
dışında, son üç aydaki gelişmeler hakkında herhangi bir ek bilgiye sahip
değiliz. Biz sadece süreci yürütenlere eşlik etmeye çalışan insanlarız, onların
yürüttüğü sürecin meşru olduğunu topluma anlatıyoruz. Eğer tarafların mutabık
kaldığı bir metin Komisyon’a gelirse -kabaca İmralı-Kandil-MİT üçlüsünün
üzerinde uzlaştığı bir çerçeve- doğruysa onaylarız, eksikse tamamlarız,
yanlışsa eleştiririz. O halde bu sürecin nasıl işleyeceğine dair Kandil ile
İmralı arasında varılmış bir mutabakatın bize getirilmesi gerekir ki biz de
sonuç üretecek bir rapor ve yasalaşma yapabilelim. Bu aşamada amaç ideal olanı
değil, uygulanabilir ve sonuç aldıracak olanı tercih etmektir” dedi.
Yeni infaz
düzenlemesi umut hakkını güçlendirebilir
Beklenen İnfaz Yasası hakkında da değerlendirmede bulunan
Ekmen, “İnfazda eşitlik ilkesi getirilirse terör suçlamasıyla yargılanan,
mahkûm olan veya yargılaması süren herkes için önemli bir durum olur. Örneğin,
Covid yasasındaki eşitsizlik giderildiğinde terör kapsam dışı tutulmazsa bu
devam eden infazlar açısından sonuç üretir. ‘umut hakkı’ Öcalan üzerinden tartışılsa da aslında
yaklaşık 250-300 kişiyi ilgilendiren bir durumdur. Bu grubun içinde muhtemelen
DAEŞ tutuklu ve hükümlüleri de yer alıyor” dedi.
Siyasetçi olarak
görevimiz, elimizdeki küçük imkânları büyütüp bir sonraki aşamaya taşımaktır
“Geçmişle yüzleşme, onarıcı adalet ve hafıza gibi
konularla ilgili olarak Komisyon nezdinde bir adım atılacak mı?” sorusuna yanıt
veren Ekmen, “Yakın dönemde yüzleşme, hafıza, adalet ve onarıcı adalet
başlıklarına girmeyeceklerini düşünüyorum. Bunun süreç üzerinde bir stres
yarattığını düşünüyorlar. Komisyon’da bugüne kadar sadece iki kez, konuşmacıya
milletvekilleri oturdukları yerden müdahale etti. Her iki durumda da konu,
geçmişte yaşanan polis ve asker şiddetiyle ilgiliydi. Milletvekilleri, ‘Biz
sizi buraya polisimize, askerimize hakaret edin diye çağırmadık’ diyerek tepki
gösterdiler. Bu tepkilerden biri Barış İçin Kadın İnisiyatifi temsilcisine,
diğeri ise İttihadü’l Ulema Derneği temsilcisine yönelmişti. Dolayısıyla, kısa
vadede geçmişle yüzleşme veya adalet konularında bir adım atılmayabilir. Dünya
örneklerine baktığımızda, bu tür hafıza ve adalet meselelerinin 20 yıl sonra
bile ele alındığı görülüyor. Bu konular da zamanla, süreç olgunlaştıkça gündeme
gelebilir. Sonuçta bizim siyasetçi olarak görevimiz elimizdeki küçük imkânları
esnetmek, büyütmek ve bir sonraki aşamaya taşımaktır; onları tüketmek değil.
Genel başkanımız Ali Babacan’ın %5 bile ihtimal varsa destekleriz sözü de buna
işaret ediyordu. Bu durumun birçok kişiyi tatmin etmediğinin farkındayız ancak
elimizdeki imkânlar bundan ibaret” açıklamasında bulundu.
Sayın Erdoğan’ın AK
Parti Genel Başkanı olarak açıklama yapması gerekiyor
Ekmen, sürecin sağlıklı yürütülmesi için Cumhurbaşkanı
Erdoğan’ın AK Parti Genel Başkanı olarak aktif rol almasının gerekli olduğunu
vurgulayarak, “Bizim, Sayın Erdoğan’ın AK Parti Genel Başkanı olarak konuşmasına
ihtiyacımız var. Çünkü Cumhurbaşkanı olarak süreci yürütüyor; İmralı’ya gerekli
izinleri veriyor, istihbarata talimatlar iletiyor, Suriye konusunda da
gerektiğinde esneklik sağlıyor. Ama topluma neden bunu yaptığını, yapmak
zorunda olduğunu ve neden bunun doğru bir adım olduğunu anlatmıyor. Temel
problemlerden biri de bu. Sayın Erdoğan 2013 sürecinde çok güçlü bir retorik
üretmişti ancak bu kez aynı düzeyde bir söylem ortaya koymuş değil” ifadelerini
kullandı.
Komisyon raporunun
oy birliğiyle çıkması isteniyor
Komisyon raporunun içeriğine ilişkin soruyu yanıtlayan
Ekmen, “Bu komisyonun raporu iki bölümden oluşacak: Biri ‘eve dönüş’ başlığı
yani DDR’ olarak adlandırılan fesih, silah bırakma, terhis ve entegrasyon
sürecini kapsayan bölüm. Hatta bu entegrasyon kısmı bile muhtemelen kendi
içinde ikiye bölünebilir. Entegrasyona bu aşamada tereddütlü yaklaşabilirler.
İkincisi, muhalefetin baskısıyla Komisyon çalışmasına giren Sayın Numan
Kurtulmuş, zaman zaman referans verdiği hukuk, demokrasi, adalet ve özgürlük
alanlarında bir vizyon ve perspektif belgesi oluşturacak. Anayasa mevzulara
girip girilmeyeceği konusunda, CHP’nin tutumu belirleyici olabilir. CHP ilk
baştan beri bu komisyonun anayasa konularına girmesini istemiyor. Bu şu açıdan önemli; Komisyon raporunun oy
birliğiyle çıkarılması hususunda kuvvetli bir arzu var” dedi.