EKMEN: Süreç 100 adımlık bir yolsa, henüz üçüncü veya dördüncü adımdayız
24.11.2025
DEVA Partisi Genel
Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, QAD Barış
Araştırmaları Derneği tarafından Almanya’nın Bonn kentinde 22 Kasım tarihinde
düzenlenen “Birlikte Yaşamı Şekillendirmek: Türkiye’de Çözüm Süreci ve Gelecek
Perspektifleri” konferansına katıldı.
İmralı ziyareti
sembolizminin ötesine geçmeli
Konferansta yapmış olduğu sunum sonrası Ekmen, Gazeteci
Banu Güven’in “CHP’nin ve Yeni Yol Grubu’nun katılımı olmadan İmralı’ya
yapılacak bu ziyaretin tarihi öneminin azalabileceğini ya da bundan
etkilenebileceğini düşünüyor musunuz?” sorusunu yanıtlayarak, “Biz 100 adımlık
bir yolun belki üçüncü veya dördüncü adımındayız. İmralı ziyaretinin
sembolizminin ötesine geçerek, sürecin tamamına bütüncül bir şekilde yaklaşmak,
bazı konuları anlatmak ve anlamak ileride işlerimizi kolaylaştırabilir. Bizim
açımızdan Sayın Ali Babacan, dört ay önce Öcalan’ın görüşlerinin mutlaka Meclis
Komisyonu’na iletilmesi gerektiğini vurguladı. Yakın dönemde de benzer
açıklamalarda bulundu ve genellikle esnek, formüle dayalı bir aktarım yöntemi
önerdi. Kendisinin bu konudaki tutumu değişmedi. Grubumuzun diğer genel
başkanları Sayın Mahmut Arıkan ve Sayın Ahmet Davutoğlu’nun da bugüne kadar
İmralı ile olası görüşmeye dair olumsuz bir söz söylemediğini, eleştiren veya
yargılayan bir dil kullanmadığını hatırlatmak gerekir” dedi.
Erdoğan süreci
Cumhurbaşkanı olarak sahipleniyor, parti lideri olarak sahiplenmiyor
Süreci başından itibaren özetleyen Ekmen, “Süreç şu
şekilde işledi: AK Parti bunu gündeme getirdiğinde her parti kendi yetkili
kurullarıyla bir değerlendirme yürüttü ve zannediyorum son bir haftada her
lider yaklaşık 20-21 saatlik toplantılar yapmak zorunda kaldı. Partilerin genel
yönetim kurulları, başkanlık kurulları ve grup yönetimlerinde ciddi itiraz ve
argümanlarla karşılaşıldı. İlk olarak, vatandaşın tepkisi yönetilemeyecek bir
alan olarak öne çıktı; sürece duyulan güven zaten düşükken, ziyaretin halk
nezdinde kabul görmediği özellikle il ve ilçe teşkilatları tarafından dile
getirildi. İkinci olarak, Sayın Erdoğan’ın süreci yönetme biçimi kurnazlık
algısını güçlendirdi ve ciddi bir öfke birikimine yol açtı; Cumhurbaşkanı
olarak süreci yönetiyor ama AK Parti Genel Başkanı olarak sahiplenmiyor. Son 13
ayda süreçle ilgili 2 paragrafı aşan sadece iki konuşma yaptı: biri
Kızılcahamam’daki AK Parti kampının açılışında, diğeri ise İmralı’yı anmadan
‘Komisyon giderse iyi olur’ şeklindeki konuşması. Diğer ifadeleri hep birkaç
cümle ile sınırlı oldu. Oysa kendisinin bazı meseleleri nasıl sırtlandığını
hepimiz çok iyi biliyoruz. Buradaki şark kurnazlığı ise şu: Süreci Komisyon
üzerinden yönetmek; vatandaşın tepkisini Komisyon’a yönelten Erdoğan’ın süreç
sonunda bir kez daha cumhurbaşkanı olmayı başaracağı düşünülen bir ortamda,
Erdoğan’ın kamuoyunda sahiplenmediği bir sürecin sorumluluğunu diğer partilerin
alması eleştiri konusu oldu. Üçüncü olarak, son altı ayda AK Partililerle
defalarca görüşerek aktörlere ve karar alıcılara şunu ilettim: Süreç üzerinde
yargı uygulamaları nedeniyle ciddi bir baskı var. Eğer CHP ve diğer partilerin
desteğini kalıcı kılmak istiyorsanız, kent uzlaşısı dosyasındaki tutuklamaları
kaldırın, kayyımların önemli bir kısmını görevlerine iade edin, Murat Çalık ve
Ayşe Barım gibi hasta tutukluları serbest bırakın. Bu işlemler muhatapların bir
kazanım olarak değil toplumun güvenini artırmak için önemliydi. Toplumun
güvenliği artmış olsaydı şimdi bu ziyaret nedeniyle bu kadar baskı oluşmazdı.
Böylece bu sürecin sadece PKK ve Öcalan’la ilgili olmadığı; topluma demokrasi,
hukuk, adalet ve özgürlük umudu katabilecek bir süreç olduğu anlaşılır. Eğer bu
adımlar hayata geçirilseydi, direnç ciddi ölçüde azalırdı” açıklamasında
bulundu.
Yasa çıkmış olsaydı
İmralı tartışması olmazdı
“CHP ile DEM Parti seçmeninin veya DEM Parti’nin
gelecekteki ittifak yollarının ayrıldığına dair yapılan yorumları nasıl
değerlendiriyorsunuz?” sorusuna ise Ekmen, “Yasa mayıs ayında çıkmış ve bugüne
kadar 300-500 kişi bundan faydalanmış olsaydı, şu an İmralı’ya kimin gittiğiyle
kimsenin ilgilenmeyeceğini düşünüyorum. Süreçte birçok yönetim hatası yapıldı
ve bu hatalar sürecin üzerinde ciddi bir stres biriktirdi. Parti yönetim
kurullarının liderler üzerindeki baskısı ve toplumdan gelen tepkiler, bu
kararın bu şekilde şekillenmesine yol açtı. CHP dahil tüm partilerin sürece katkısının
devam etmesi gerekiyor. Farklı yaklaşımları büyük bir kırılma noktasına veya
strese dönüştürmeden, olumlu yönlere referans vererek süreci sürdürmek ve
rapor, yasama ve pozitif barış aşamasında muhalefetin desteğini almaya devam
etmek önemli. Sürecin ötekisi yoktu ve Zafer Partisi ile İYİ Parti Erdoğan’a
göre ötekiler değildi. Erdoğan bundan sonra CHP’yi ötekileştirecek bir dil
üretebilir ve bu durum DEM seçmeni ile CHP arasındaki mesafeyi açacak şekilde
kullanılabilir. Erdoğan’ın bunu bir fırsat olarak değerlendireceğinden şüphem
yok, ancak kırılgan bir zeminde partiler böyle bir karar vermek zorunda
kaldılar. Benim oylamaya katılmamam konusuna gelince iki ay önceden bu
konferansa katılacağımı bildirdim; Komisyon’un son toplantısında bulunmamam
eleştiri konusu oldu fakat üç partinin de kurulları süreci sürekli online
bağlantıyla yönetmişti. Dolayısıyla toplantıda olup olmamam muhtemelen sonucu
değiştirmeyecekti” şeklinde yanıt verdi.
Konferansın tamamını izlemek için: