EKMEN: Bu bütçe milletin değil, bir avuç mutlu azınlığın bütçesidir
08.12.2025
DEVA
Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, 2026
Yılı Bütçe görüşmeleri kapsamında Genel Kurul’da söz aldı. Ekmen, “2 trilyon
742 milyar TL faiz gideri, 101 milyar TL garanti ödemeler için müteahhitlere
ayrılan pay, bir türlü vazgeçilemeyen davetiyeli ihale sistemi ile üç liraya
yaptırılan bir liralık işler, vazgeçilemeyen israf ve gösteriş harcamaları ile
bu bütçe tefecinin, rantiyecinin, müteahhidin, itibarı gösterişte arayan
siyasetçi ve bürokratın bütçesidir.” dedi.
Bütçeler iktidarın aynasıdır
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda bütçenin tümü üzerine söz alan Ekmen,
“Bütçeler, iktidarların aynasıdır. Gelirleri toplarken ve harcarken hangi
öncelikleri benimsediklerini, gelir toplama yöntemlerini ve harcama iradelerini
gösteren metinlerdir. Bir bütçe, iktidarın devlet yönetimine bakışını açık
biçimde ortaya koyar. Hatta bir iktidarın temel politik kabulleri ve siyasi
pratiği hakkında hiçbir bilginiz olmasa bile bütçe teklifini inceleyerek o
iktidarın temel anlayışını, vizyonunu ve perspektifini anlayabilirsiniz.
Kısacası, bütçeler iktidarların zihniyet haritasıdır. 14 gün boyunca bu konu
üzerine konuşacağız ama şunu hemen söyleyebiliriz: Bu bütçe; hukuk devletini,
şeffaflığı ve kamu kaynaklarının denetimini güvence altına alan bir bütçe
değildir. Bu bütçe, milletin bütçesi değil; faizciden müteahhide, ayrıcalıklı
bir azınlığın, imtiyazlıların, bir avuç mutlu azınlığın bütçesidir” dedi.
Milletvekillerinin bütçeye
etkisi ne kadar?
Ekmen,
milletvekillerinin bütçeye tesir edemediklerini belirterek, “Bütçe için aylarca
hazırlık yapılıyor, ardından milletvekilleri Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ve
Genel Kurul’da yaklaşık iki ay çalışarak bütçe kanunu teklifini onaylıyoruz.
Basit bir soru sormak gerekirse: TBMM’nin külli iradesi ya da bir
milletvekilinin bütçeye etkisi ne kadar? Cevap: Sıfır ya da sıfıra yakın. O
zaman niçin Meclis’i yaklaşık iki ay boyunca bu bütçeyle meşgul ediyoruz? Bunun
birkaç yönü var. Birincisi, bırakın muhalefet partilerini ve milletvekillerini,
iktidar ve ittifak partisi milletvekillerinin katkısı ve kalitesi bütçeye ne
kadar yansıyabiliyor? Diğer taraftan, burada virgülüne ve kuruşuna dokunmadan
geçen bütçeyi Sayın Cumhurbaşkanı nasıl yönetiyor? Harcama kalemleri arasında
istediği kaydırmaları yapabiliyor. Bütçeyi artırabiliyor, bütçe kanunundaki
ödeneklerden daha fazlasını harcayabiliyor. Peki, bu bütçe çıkmazsa, Türk Tipi
Cumhurbaşkanlığı sisteminde herhangi bir sorun veya sorgulama yaşanacak mı?
Hayır. Çünkü bir önceki yılın bütçesi, belli oranlarda güncellemelerle geçerli
olacak. Milletvekili olarak bütçenin yapımına katkımız yok, uygulanmasını
denetleme hakkımız yok, bütçenin çıkmaması dahil hiçbir şeyi değiştirmeyecekse,
biz Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni iki ay boyunca niçin bu süreçle meşgul
ediyoruz?” diye sordu.
Hukuk ve
adalet mücadelesi verenlerin de bütçesi değildir
“Bütçe kimin değildir?” diye soran
Ekmen, “Bu bütçe; faizcilere, müteahhitlere, israf ve gösterişe ayrılan
trilyonlarca liraya karşılık, kuraklık ve don felaketleri karşısında tedbir
alınmayan ve yalnız bırakılan çiftçiye, hasadını yapacağı hafta pamuk, göbek
marul, cennet hurması, fıstık, badem gibi ürünlerde ithalat izinleriyle
ezdirilen, bahçesindeki ürünleri işçilik bedeli kadar etmeyen üreticiye, gebe
hayvanını, süt ineğini kesmek zorunda kalan, yem bulamayan, canlı-karkas et
ithalatı nedeniyle iflasa sürüklenen hayvancıya yalnızca 168 milyar TL tarımsal
destek ödemesi ayrılan çiftçinin ve hayvancının bütçesi değildir. Ayda bir et
yiyemeyen, kahvede 10 liraya çay içemeyen, torununa harçlık veremeyen, açlık
sınırının altında yaşayan emeklinin, sokaklarda güvenle yürüyemeyen, caydırıcı
olmayan infaz sistemi nedeniyle şiddete maruz kalan, evladının ihtiyaçlarını
karşılayamayan kadının, bağımlılıkla mücadele için kişi başı 4 TL, gençlik
desteğine günlük 3 TL ayrılan, uyuşturucu ve kumar bataklığında çaresiz kalan,
iş bulamayan veya işe gitse düzgün ücret ve sosyal güvence bulamayan,
yeteneklerini geliştirecek mekanizmalardan yoksun gençliğin, siftah yapamayan,
asgari gelirle çalışan, maliye uygulamaları ve elektrik giderleri altında
ezilen esnafın, yüksek enflasyon ve baskılanan kur nedeniyle maliyetleri artan
ama fiyatlarını yükseltemeyen, pazar kaybeden, konkordato ilan eden ve
işçilerini kapıya koymak zorunda kalan KOBİ ve üreticinin, mahkeme kararı
olmasına rağmen işine dönemeyen KHK’lıların, çocuk yaşta müebbetle yargılanan
masumların, icra dairelerinde alacağını bekleyenlerin, borçları altında
ezilenlerin, cezaevlerinde adalet bekleyenlerin ve hayatın her alanında hukuk
arayanların bütçesi değildir” açıklamasında bulundu.
Bütçe tefecinin,
rantiyecinin, itibarı gösterişte arayan siyasetçi ve bürokratın bütçesidir
Bütçenin
belli bir azınlığın olduğunu belirten Ekmen, “Ülkenin kaynakları, devletin tüm
hakları, fakir fukaradan alınan dolaylı vergiler, asgari ücretli ve emekliden
sakınılan gelirler, milletin bin bir fedakârlıkla biriktirdiği hazinedeki,
beytülmaldeki, yani hepimizin ortak kasasındaki birikim kime ve nereye
harcanmaktadır? 2 trilyon 742 milyar TL faiz gideri, 101 milyar TL garanti
ödemeler için müteahhitlere ayrılan pay, bir türlü vazgeçilemeyen davetiyeli
ihale sistemiyle üç liraya yaptırılan bir liralık işler, vazgeçilemeyen israf
ve gösteriş harcamalarıyla bu bütçe tefecinin, rantiyecinin, müteahhidin,
itibarı gösterişte arayan siyasetçi ve bürokratın bütçesidir” dedi.
Terörle mücadele yılları,
ülkemizin kalkınmasını engelledi
Bütçede
terörle mücadele uygulamalarına harcanan paraya da dikkat çeken Ekmen, “Türkiye
uzun yıllar boyunca kaynaklarını terörle mücadeleye ayırmak zorunda kaldı. Eğer
bugün feshedilen PKK hiç var olmasaydı ve kaynaklarımızı verimli kullansaydık,
bugün dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alabilirdik. Meclis Başkanımız
Sayın Numan Kurtulmuş bazı konuşmalarda 50 yılımızı esir alan, en az 50 bin
insanımızın canına mal olan terörle mücadelenin finansal bedelini 3 trilyon
dolar olarak hesaplıyor. Ülke tarihimizde böyle bir parantez olmamış olsaydı;
bugün bambaşka şeyler konuşuyor, çok daha ileri şehirlerde, iyi kalkınmış,
açlık sınırından, mutlak yoksulluktan uzaklaşmış bir ülke de yaşıyor
olabilirdik. Böyle bir miras devraldık ama evlatlarımıza sorunlarını çözmüş,
şiddet, tedhiş ve terörün hak aracı olmaktan çıktığı gerçek anlamda katılımcı
bir yönetim, hukuka gönülden bağlı bir devlet sistemi, özgür ve müreffeh
insanların yaşadığı bir ülke bırakabiliriz. Böylelikle, bundan sonraki
kuşakların, bizim için siyasetçilerin ‘2010’lu, 2020’li yıllarda tarihsel dönüm
noktalarını ıskalanmasaydı…’ diye yorum yapmalarını engellemiş oluruz” ifadelerini
kullandı.
Fesih ve tasfiye sürecinin
hukuki statüsü hâlâ netleşmemiştir
Geçtiğimiz
senenin bütçe görüşmelerini hatırlatan Ekmen, “Geçtiğimiz yıl yapılan bütçe
görüşmeleri, 2024 Yılı Meclis Açılış programında Sayın Devlet Bahçeli’nin DEM
Parti sıralarına giderek tokalaşması ve ardından yaşanan gerçekten çarpıcı
gelişmelerle tarihe geçti. Sayın Bahçeli o dönemde Orta Doğu’daki çalkantılı
sürece dikkat çekerek, adeta 3. Dünya savaşı eşiğinde içeriyi tahkim etmenin
önemini vurgulamış ve bunun en kritik adımı olarak ülkemizdeki silah, şiddet ve
terör sarmalının sona erdirilmesini önermişti. Aradan geçen 15 ayda, Sayın
Bahçeli hepimizi şaşırtan ve sarsan bir kararlılıkla; önyargılar, ön kabuller
ve birikmiş öfke ile beslenen duvarlara hamleler yaptı; belki tüm engeller
henüz yıkılmadı, ama statüko ciddi şekilde sarsıldı ve çatışma çözümüne dair
yeni fikirler konuşulmaya başlandı. Ne var ki bu sürece iktidarın ne ölçüde
ayak uydurduğu tartışmalıdır, bugün geldiğimiz noktada sürecin istenen seviyeye
ulaşmadığı açıktır. İlerleme kaydediliyor fakat 14 ay gibi kritik bir sürede
ulusal ve uluslararası koşulların bu kadar elverişli olmasına rağmen süreç hâlâ
tamamlanmamıştır; en büyük sorun, fesih ve tasfiye sürecinin hukuki statüsü ile
yasal adımların hâlâ netleşmemiş olmasıdır. İnşallah Komisyon’un raporu bir an
önce çıkar ve yasa teklifleri Meclis’e sunulur” açıklamasını yaptı.
1 Ekim 2024’ten bu yana 14
ay geçmesine rağmen hukuk devleti alanında beklenen iyileşmeler yaşanmadı
1
Ekim’den bu yana neler yaşandığını anlatan Ekmen, “Süreç yönetimi bağlamında
başka bir konuya dikkati çekmek gerekiyor: İnsanlar, Sayın Devlet Bahçeli’nin
sıra dışı ve şaşırtıcı çağrısını duyduğunda, bunun ülkemizin bekası ve
istikbali adına ciddi bir durum tespiti sonucu atılmış adımlar olduğunu
düşündü. İsrail’in saldırganlığı karşısında önce ülkemizin, sonra bölgenin
insanlarını ve devletlerini ayetteki ifadesiyle ‘bir vücudun azaları gibi’ bir
araya getirmenin gerekliliği hem İsrail’e haddini bildirmek hem de yeni bir
tarihsel strateji ve birliktelik oluşturmak için şarttı. İnsanlar, devletin 50
yıldır mücadele ettiği bir terör örgütünün lideri ve üyelerine yapılan bu çağrının,
muhtemelen herkesi kapsayan kuşatıcı bir yaklaşımı gerektireceğini düşündü; bu
tehdit analizi ve çağrının gerekleri, muhalif ya da iktidar yanlısı tüm
vatandaşların devletiyle bütünleşmesini zorunlu kılıyordu. Ancak 1 Ekim
2024’ten bu yana 14 ay geçmesine rağmen hukuk devleti, özgürlükler, adalet ve
demokrasi alanlarında beklenen iyileşmeler yaşanmadı; kayyum atamaları devam
etti, hukuka aykırı gözaltılar ve soruşturmalar yaygınlaştı, sosyal medya ve
sokakta fikirlerini ifade eden gazeteci, akademisyen ve vatandaşlar
cezaevleriyle karşılaştı. Hasta hükümlülerin durumu, muhalif medyanın el
değiştirmesi ve KHK’lıların iade edilmemesi gibi konularla birlikte AİHM ve
Anayasa Mahkemesi kararlarına uymama, siyasi partilerin içi ve seçim
mevzuatının tartışmalarıyla toplumun ve siyasetin zehirlenmesi gibi pek çok
olumsuz tablo gözlemlendi. Böylece devletin doğrudan gücü, siyasetin
hegemonyası, yargının araçsallaştırılması ve medyanın kontrolü aracılığıyla
toplumsal ve siyasi alanın şekillendirilmeye çalışıldığı bir yıl boyunca açıkça
görüldü” dedi.
Her geçen gün fakirleşiyor
ve daha ağır bedeller ödüyoruz
Ekmen,
“1 Ekim süreci vesilesiyle hukuk, adalet ve yargı uygulamalarındaki çelişkilere
dikkat çekiyorum ama eminim Sayın Mehmet Şimşek, bu uygulamaların ekonomi
üzerindeki maliyetini ve bütün çabasına rağmen bu maliyeti nasıl
geriletemediğini de içten içe düşünüyor ve hayıflanıyordur. 100 ülkenin 95’inde
uygulansa sonuç alacak tedbirler en katı haliyle bizde uygulanıyor ve biz 2,5
yıl sonra hâlâ baskılanan kur, yüksek faiz-enflasyon altında eziliyoruz. Her
geçen gün fakirleşiyor, her geçen gün daha ağır bedeller ödüyoruz. Oysa Genel
Başkanımız Sayın Ali Babacan’ın her zaman vurguladığı gibi; iyi bir ekonomiye
dair bilinen tüm kurallar, ancak hukuk güvenliğinin, adaletin hâkim olduğu,
insanların kendini özgür hissettiği ülkelerde uygulanırsa sonuç alınabilir.
Hukuk, adalet, özgürlük ve demokrasiye dair minimum standartların uygulanmadığı
ülkelerde -ki artık maalesef Türkiye bu ülkelerden biridir- 10 Nobel ödüllü
iktisatçıları iş başına getirseniz bile bir sonuç alamazsınız. Medeniyetimizin
alimler yüz yıllar önce ‘Küfr ile abad olunur belki ama zulm ile asla’
dediğinde tam da buna işaret ediyordu” diyerek ekonominin düzelmesi için
hukukun olması gerektiğine dikkat çekti.
Önceliğimiz Millî Kardeşlik
ve Demokrasi Komisyonu’nun fesih ve tasfiye sürecini tamamlamak olmalı
Hafta
sonu saha ziyaretinde bir vatandaş ile arasında geçen diyaloğu aktaran Ekmen,
“Önceki gün sabahın erken saatlerinde Siirt meyve ve sebze halinde
vatandaşlarımızla sohbet ederken bir vatandaşımızın şu çarpıcı cümlesi belki de
bu bir buçuk yılın özetiydi: ‘Vekilim bu kadar can alan/can alıcı bir meseleyi
çözmeye çalışıyorken başka alanlarda yeni sorunlar üretmek ve insanların bu
sürece olan güvenini azaltacak işler yapmaktan niçin vazgeçmiyorlar?’ Bu
vatandaşımızın sorusunu ben de AK Parti Grubu’na ve vekillerine soruyorum. Siyasetin
sadece sürecin temkinli destekçilerini değil, sürece doğrudan karşı olanları da
anlama sorumluluğu vardır. Bu aynı zamanda, sürecin sağlıklı ilerlemesinin de
gereğidir. Sürece destek ile güven arasındaki devasa boşluğu anlayıp gereğini
yaptığımızda, sürecin ruhuna aykırı uygulamalardan vazgeçip, tasfiye sürecinin sadece
Öcalan ve PKK için değil benzer örnekler için de sonuç üreteceğini, sürecin en
büyük vaadi olan hukuk, adalet, demokrasi ve özgürlük alanlarında atılacak
adımların sadece Kürtler için değil, 85 milyon vatandaşımız için de geçici
olacağını anlatır ve buna uygun davranırsak; sürece güven artacak, sürecin
ihtiyacı olan yasa ve uygulamalar üzerindeki şüpheler azalacak, süreç hızlanıp başarıyla da bitecek İnşallah.
Belki de hepimizin vazifesi, aramızdaki niza ve tartışmaları hatta mümkünse
ülkenin gündemini üç ay boyunca dondurarak evveliyatla Millî Kardeşlik,
Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu’nun gündeminde olan fesih ve tasfiye sürecini
başarıyla tamamlamak; sonra da hukuk, adalet, özgürlük ve demokrasi alanlarında
ülkemize çağ atlatacak, her bir vatandaşımızı özgür ve müreffeh kılacak
adımları atmaktır. Ama geriye dönüp baktığımızda buna uygun bir yılı geri de
bıraktığımızı maalesef iddia edemeyiz” dedi.
Cumhurbaşkanı tüm parti
liderlerini hemen davet etmeli
Sözlerinin
sonunda Cumhurbaşkanı’na seslenen Ekmen, “Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’ın
Cumhurbaşkanımıza yaptığı çağrıyı bir kez daha yinelemek istiyorum: Sayın
Cumhurbaşkanı, hemen şimdi siyasi parti liderlerini davet ederek, başta Millî
Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu sürecinin gerekleri olmak üzere,
ülkenin yakıcı sorunlarını masanın etrafında konuşmalı, müzakere etmeli,
dinlemeli ve ortak aklın gereğini uygulamalıdır. O zaman yürütülen programda ve
sunulan bütçede faiz, vergi, borsa ve kur dörtlüsünün belirleyici
göstergeleriyle ölçümler sona erecek ve ekonominin nasıl bir rahat nefes
alacağını hep birlikte göreceğiz” dedi.