EKMEN: Asgari ücret artık taban değil, genel ücrete dönüşmüş durumda
21.12.2025
DEVA Partisi Genel
Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 2026 Yılı Bütçe Görüşmeleri kapsamında asgari
ücretliler hakkında konuştu.
Asgari ücretlinin pazarda doldurabildiği fileler
küçülüyor
Asgari ücretlilerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çeken
Ekmen, “Aylardır bütçe çalışıyoruz, hep şunu söyledik: Emeklinin, asgari
ücretlinin, çiftçinin, sanayicinin, kadınların ve gençlerin gözü Meclis’te
‘Devlet bize ne kadar bütçe ayıracak?’ diye merakla izliyorlar. Asgari ücretli
artık geçinmeye değil ayakta kalmaya çalışıyor, satın alma güçleri her geçen
gün biraz daha eriyor. Gıda, giyim, barınma ve ulaşım harcamaları lüks
kalemlere dönüşmüş durumda. Elbiselerin aile içinde el değiştirdiği, tadilat
yapılıp kullanıldığı, yılda bir yeni bir kıyafet almanın bile zorlaştığı bir
dönemdeyiz. 10 milyon civarında kişi asgari ücretle çalışıyor. Buna asgari
ücretin biraz üstünde maaş alan kişileri de eklediğimizde toplumun yarısına
yakını belirlenecek bu ücretten direkt olarak etkileniyor. Asgari ücret artık
maalesef taban değil, genel ücrete dönüşmüş durumda. Nitelikli, niteliksiz
ayrımı silikleşti, ortadan kayboldu. Asgari ücret tüm ücretler üzerinde
baskılayıcı bir ücret çıpasına dönüştü, satın alma gücü açısından asgari ücret
özellikle son üç-dört yılda ciddi biçimde eridi. Maaşlar artıyor gibi görünse
de asgari ücretlinin pazarda doldurabildiği fileler küçülüyor” dedi.
Asgari ücretli ne yiyecek, ne içecek?
Ekmen, asgari ücretli bir ailenin ay sonunu
getiremediğini belirterek, “İki çocuklu bir aile için, özelikle de çocukları
okula gidiyorsa tablo daha da ağır. Kırtasiye, servis, kıyafet ve temel ihtiyaçları
karşılamak için tek maaşla geçim imkânsız hâle gelmiş durumda. Bunlar bir yana,
artık çocuklar beslenemiyor. İstanbul Milletvekilimiz Elif Esen Hanım okula aç
gidip, aç dönen çocukları anlattı. Oğlum Çankaya'da bir devlet okuluna gidiyor;
okul kantininde tost 60, su 10 lira, öğle yemeği ise toplu yemek suretiyle 210
lira. Yirmi iki gün boyunca okulda yemek yemenin bedeli 4.400 lira. Yirmi iki
gün boyunca bir çocuk sadece tost yiyip su içse 1.540 lira. Soru basit, asgari
ücretliyi bırakın memur çocukları dahi okulda her gün yemek yiyebiliyor mu?
Hatta her gün tost veya simit yiyebiliyor mu? Geçen yıl öngörülen enflasyon baz
alınarak yapılan artış ağır bir hak kaybı yarattı, sadece bu hesaplama farkı
nedeniyle her asgari ücretli devletten %15 alacaklı hâle geldi. Asgari ücretli
zaten yılın ilk aylarında zammı tüketmişti bile. Bu yıl yapılması gereken artış
yalnızca hedef enflasyonu değil, geçmiş kayıpları da telafi edecek bir düzeyde
olmak zorunda. Aksi hâlde, asgari ücret daha yılın ilk aylarında açlık
sınırının gerisinde kalabilir. TÜRK-İŞ, DİSK-İŞ gibi kurumların açlık sınırı,
yoksulluk sınırı gibi tespitlerine zaman zaman iktidardan itirazlar geliyor ve
bunlar birçok hesaplamada dikkate dahi alınmıyor. Türkiye'nin en büyük market
zincirlerinden birinden bugün alınan fiyatları paylaşmak istiyorum: 1 kilogram
dana kıyma 785 lira; 1 litre süt 45,95; 800 gram mama 699,95; 1 paket yenidoğan
bezi 249,95; 1,5 litre su 8,95; 1 ekmek 15 lira; ÇAYKUR'un 1 kilo çayı ise
299,95. Liste böyle uzuyor. Bu market fiyatlarıyla asgari ücretli nasıl
geçinecek? Ne yiyecek, ne içecek? Gençler nasıl evlenip, nasıl ev
geçindirecek?” diye sordu.
Geçmiş yılların kayıpları telafi edilmeden yapılacak her
artış, asgari ücretliyi sistematik bir biçimde yoksullaştırmaktadır
Asgari ücretlinin geçmiş yıllardaki kaybının öncelikle
giderilmesini belirterek, “Büyük şehirleri ortalama kira 22 bin lira civarında
seyrediyor. Bu rakam neredeyse net asgari ücretin tam olarak karşılığı bir
rakama denk geliyor. Asgari ücretli bekar ise ev arkadaşı bulmak zorunda.
Sadece bu kira göstergesi bile asgari ücretlinin evlenebildiğinde başını bir
odaya sokabilmesi, bir evi olsa geçinebilmesi imkânı veya imkânsızlığını ortaya
koyuyor. Son iki yıldır asgari ücret artışları gerçekleşmiş enflasyona göre
değil, bir sonraki yılın enflasyon beklentisine göre belirlenmektedir, ara
dönem artışları da hayal oldu. Bu, emeği koruyan bir sosyal devleti değil,
çalışanı enflasyon karşısında savunmasız bırakan bir anlayışı yansıtmaktadır.
Geçmiş yılların kayıpları telafi edilmeden yapılacak her artış, asgari
ücretliyi sistematik bir biçimde yoksullaştırmaktadır. Genel Başkanımız Sayın
Ali Babacan tarafından açıklanan 33.157 liralık asgari ücret teklifi rastgele
telaffuz edilmiş bir rakam değil; matematiği, gerekçesi ve sosyal karşılığı
olan minimum bir tekliftir. Bu rakam geçen yıldan kalan %15'lik kaybı, bu yılın
enflasyonunu ve en az %5'lik refah kaybını dikkate alarak yapılmış bir
hesaplamadır. Yaklaşım nettir, geçmişin kayıpları telafi edilmeden asgari
ücretlinin geçim zorluğu sona ermez. Üstelik bu hesap yapılırken TÜİK'in
açıkladığı resmî enflasyon verileri esas alınmıştır. Gerçek hayat pahalılığı
dikkate alındığında, bu rakamın bir lüks değil, vatandaşımızın insanca
yaşayabilmesi için minimum düzey olduğu ortadadır, bunun bile ne kadar yeterli
olduğu, olacağı tartışmalıdır” açıklamasında bulundu.
Normale geçiş için şimdilik 3 adım yeter
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın asgari ücret
teklifine yönelik yapılan eleştirilere de cevap veren Ekmen, “Sayın Babacan'ın
asgari ücret teklifi konuşulurken ‘Acaba kendisi ekonomiyi yönetse böyle bir
teklifte bugün bulunabilir miydi?’ sorusu akla gelebilir. Ali Babacan'ın asgari
ücret zam teklifini bir tutarlılık testine tabi tutalım ve 2004 yılına gidelim:
%60'ın üstünde enflasyonla iktidarın devralındığı 2002 Kasım seçimlerinden 15
ay sonra 2003 TÜFE enflasyonu %18,4 iken asgari ücrete tam %37,5 zam
yapılmıştır yani enflasyonun tam olarak 2 katı. Asgari ücretliye nefes aldıran,
satın alma gücünü artıran ve onu koruyan bu artışın enflasyonda bir artış
yaratacağı beklenirken, öyle iddialar var ya, 2005 enflasyonu %7,7 olarak kayda
geçmiştir. 2008 yılında, bu kez enflasyon yüzde 10,1 iken asgari ücretliye
%19,8 oranında yani enflasyonun 2 katı zam yaparak karşımıza çıkmıştır. O
yıllarda her yıl temmuz ayında enflasyona uyarlı asgari ücret güncellemesi
yapıldığını da hatırlatalım. Demek ki asgari ücret artışı; iddia edildiği gibi,
enflasyon artışına sebebiyet vermiyormuş, işvereni zor duruma koymuyormuş ama
ne zaman? Ülke yönetimini ve ekosistemini düzgün kurgulayıp, düzgün
çalıştırdığınız zaman. Peki, ne gerekiyor özgüvenle bu artışları yapmak için,
hem işvereni hem de asgari ücretliyi koruyup, gözetip, mutlu edecek bir
ekonomi, bir devlet yönetimi için? Normale geçiş için şimdilik 3 adım yeter.
Ehliyetli, liyakatli ve güçlü kadrolar, bir. Yolsuzluk ve gösteriş sarmalından
çıkış, iki. Hukuk, adalet ve özgürlükleri merkeze alan bir yönetim anlayışı,
üç. Bu üçlüyle işe başlayabilirsiniz” dedi.
Her şeyi 1.200 odalı bir Külliye'ye, tek bir odaya ve tek
bir kişiye indirgerseniz hiçbir sonuç alamazsanız
Ekonomideki başarıların bir kahramanın başarısı
olmadığını hatırlatarak “İyi insanlar, işlerini iyi yaptılar” diyerek
bürokrasideki kadroların kalitesine dikkat çeken Ekmen, “AK Parti’nin kuruluş
yıllarına doğru gidelim, o zamanki kadrolarına bakalım, o dönemki siyaset ve
bürokrasi kalitesine, partinin ağır isimlerinin parti ve devlet yönetimde
oluşturduğu dengeye bakalım, o zaman ne demek istediğimi çok daha iyi
anlayacaksınız. Dün kimse kahraman değildi, böyle bir iddiamız yok, bugün de
kimse kahraman değil. İyi insanlar işlerini iyi yaptılar, olan biten bundan
ibarettir. Ülkenin kaderi hiç kimseye, hele hele tek bir kişiye bağlı değildir,
olamaz. Başarıyı da çürümeyi de getiren yönetim anlayışıdır, felsefesidir,
bütünlüklü uygulamalarıdır. Toplumun hiçbir ferdini geride bırakmayan
anlayıştır. Eğer siz bugün memleketin her bir köşesinde alınacak kararları, 85
milyonun hayatını altüst edecek stratejik adımları, velhasıl her şeyi ama her
şeyi 1.200 odalı bir Külliye'ye orada da tek bir odaya ve kişiye indirgerseniz
bırakınız Türkiye'nin toplam aklını, AK Parti kadrolarının dahi aklını istişare
süreçlerine katmazsanız, elinizde tuttuğunuz yargı gücünü siyaseti ve toplumu
dizayn etmek için kullanırsanız Mehmet Şimşek'in de Cevdet Yılmaz'ın da size
bir faydası olmadığı gibi, 10 Nobel ödüllü iktisatçı dahi getirseniz bu düzende
sonuç almanız mümkün değildir” dedi.
İşçinin eline geçen net ücretin artırılmasıyla işverenin
üzerindeki yüklerin makul seviyede tutulması mümkün
Asgari ücrette önceki dönemlerde yapılan iki, üç kat
artışların akılcı ve öngörülebilir ekonomi politikalarıyla olduğunu hatırlatan
Ekmen, “Asgari ücrete dönersek, asgari ücrete enflasyonun 2 katı, yer yer 3
kartı atış artış yapabilen Ali Babacan yaklaşımı, dengeyi ücretleri
baskılayarak değil, vergide adalet, prim yüklerinde akılcı düzenleme ve
öngörülebilir ekonomi politikalarıyla sağlamayı hedeflemişti ve bunu
başarmıştı. İşçinin eline geçen net ücretin artırılmasıyla işverenin üzerindeki
yüklerin makul seviyede tutulması birlikte mümkündür, bunun da yolu günü
kurtaran kararlar değil, yapısal ve kalıcı reformlardır” ifadelerini kullandı.
2002-2015 döneminde yakalanan görece refah ortamı tesadüf
değildir
Ekmen, “2002-2015 döneminde yakalanan görece refah ortamı
tesadüf değildir. Hukukun üstünlüğü AB uyum süreciyle gelen kurumsal dönüşüm,
bağımsız kurumlar ve rasyonel ekonomik politikaları bu başarının temelini
oluşturmuştur. Bugün yaşanan sorunların da kaynağı da aynı açıklıkla ortadadır
tıpkı o günün başarısı gibi. Hukuktan uzaklaşma, kuralsızlık, keyfîlik, iş
bilmezlik ve neme lazımcılık, asgari ücret meselesi bu bozulmanın en görünür ve
en yakıcı sonuçlarından yalnızca biridir. Sonuç olarak Türkiye'nin yeniden
adil, öngörülebilir ve kapsayıcı bir ekonomik düzene kavuşabilmesi için
geçmişte işe yaradığı defalarca kanıtlanmış olan adalet, güven ve akıl eksenli
yönetimi dönmesi gerekmektedir” diyerek konuşmasını tamamladı.