EKMEN: Suriye’nin kurtuluşu namlunun ucunda değil, demokrasinin ve kardeşliğin ortak zeminindedir
23.01.2026
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve
Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda
DEM Parti Grubu tarafından sunulan “Suriye’de yaşananlara ilişkin medya dili”
konulu araştırma önergesi üzerine söz aldı.
Medya
açısından sorumlu yayıncılığın her zamankinden daha gerekli olduğu açıktır
Suriye’de yaşanan olaylarda medyanın
provokatif yaklaştığına dikkat çeken Ekmen, “Suriye'nin zor ve kritik bir
süreçten geçtiği açıktır. Gerek komşu ülkemiz olması gerekse de Suriye'deki
Kürt, Arap, Türkmen, Alevi, sayıları az da olsa Dürzi vatandaşların her biriyle
Türkiye’nin kültürel, tarihsel bağlarının varlığı ve yine her grubun
akrabalarının varlığı dikkate alındığında, Türkiye için bu mesele adeta bir iç
meseledir ve medya için sorumlu yayıncılığın her zamankinden fazla gerekli
olduğu açıktır. Birkaç temel ilkeyi öncelikle hatırlatmak gerekir: Gerçeğe
aykırı, manipülatif hatta provokatif amaçlı bilgi ve görüntülerin çok kolay
yayılabildiği, bu görüntülerin etkisinin öngörülemez derecede etkili olduğu bir
düzlemdeyiz. Örneğin, bir kadın bedeninin dördüncü kattan aşağıya atılması veya
sağ ele geçirilenlerin öldürülmesine dair videoların geniş kitleleri provoke ve
tahrik etme potansiyeli olduğu gibi, bu ve benzeri videoların vatandaşlarımızın
bir kısmının duygu dünyasında kırılma ve yarılma yaratabileceği de açıktır”
dedi.
Kürt
vatandaşlar Suriye’deki akrabaları için endişeli
Ekmen, Kürt vatandaşların Suriye’de yaşayan
sivil akrabalarının güvenliği konusunda giderek artan bir hassasiyet taşıdığına
dikkat çekerek, “Unutulmamalıdır ki Suriye’deki gelişmeler merkezî hükûmetin
egemenlik alanını genişletme çabası olarak görülse de operasyonun Kürt
nüfusunun çoğunluk olduğu şehirlerin sınırına dayanmış olması nedeniyle her
türlü gelişmenin Arap-Kürt ikilemine hapsedilmesi riski söz konusudur. Kürt
nüfusunun çoğunlukta olduğu şehirlerin YPG kontrolünde bulunuyor olması başka
bir kritik noktadır. YPG’ye ait meselelerin dahi Kürt vatandaşlarımızca oradaki
sivil akrabalarının güvenliği ekseninde değerlendirildiği unutulmamalıdır. Bu
fiilî durum, dil ve yorumların hassasiyetini artırmaktadır” ifadelerini
kullandı.
Meşruiyet
Suriye içinde aranmalıdır
Ekmen, “10 Mart anlaşmasına uyulmuş olsaydı,
kurulu devlet düzeninin bir parçası olabilecek YPG’nin 14 Aralık sonrası
stratejik kırılmayı doğru okuyarak silahlı mücadele yerine siyasi müzakerelerin
sabırla ve esneklikle yürütülmesi kaçınılmazdı. 14 Aralık 2024 tarihinde Şam’ın
el değiştirme sürecinin Türkiye, ABD, İngiltere, NATO ülkeleri ve Avrupa
Birliği ülkelerinin doğrudan rolü veya onayıyla gerçekleştiği göz önüne
alındığında tüm talep ve pozisyonların bu gerçekliğe göre yenilenmesi gerekir. Devletlerin
duyguları yoktur, bu ülkelerden vefa beklenemez; onlardan talep edilecek şey
yeni Suriye’nin inşasında adil ve dengeli bir tutum almaları olabilir. Suriye,
büyük acıların ardından tarihi bir eşikte duruyor. Bu kritik kavşakta, ‘eskiyi
yıkarken yeniyi inşa edememe’ tuzağına düşmemek için tüm taraflara tarihi bir
sorumluluk düşüyor. Suriye’de kalıcı barış ve istikrarın yol haritası bellidir.
Siyasi ve toprak bütünlüğü tartışmaya açılmamalı, ülke yeni bir iç savaş ve
çatışma döngüsüne hapsedilmemelidir. Yıkım dönemi bitmeli, inşa dönemi
başlamalıdır. Taraflar güç ve meşruiyeti dış başkentlerde veya yabancı
aktörlerin desteğinde değil, içeride sağlanacak toplumsal mutabakatta
aramalıdır. Uluslararası rüzgâr kimden yana eserse essin, asıl olan, Suriye
halkının kendi arasındaki istişare ve uzlaşısıdır” şeklinde konuştu.
YPG’nin
ayrılıkçılık talebi yok ise tek yolun müzakere süreçleri olduğu unutulmamalıdır
Suriye için Türkiye’nin rolüne değinen Ekmen,
“Hiçbir gerekçe sivil yerleşim yerlerinin çatışma sahasına çevrilmesini meşru
kılamaz. Köylerden kasabalara, şehir merkezlerinden mahallelere kadar sivil
yerleşim alanlarına hiçbir askerî veya paramiliter unsurlar girmemeli, siviller
kalkan yapılmamalıdır. Geçiş süreci zamana yayılmadan, anayasa yapımı ve
yönetimde çoğulcu temsiliyet mekanizmaları hızla işletilmeli, herkesin kendini
ait hissettiği bir Suriye, adil bir temsil ve anayasal bir düzende bir an önce
kurulmalıdır. Toplumsal barış açısından suç teşkil eden eylemlere dair
soruşturma ve yargılamalar geciktirilmemeli, intikam hissi değil; hukuk, adalet
ve devlet refleksi egemen olmalıdır. YPG’nin bir ayrılıkçılık ve bağımsızlık
talebi yok ise müstakil askerî güç ısrarından vazgeçilmeli, demokratik hak
taleplerinin teminatının silahlı yapılar değil, anayasal güvence ve müzakere
süreçleri olduğu unutulmamalıdır. Suriye’nin kurtuluşu namlunun ucunda değil,
demokrasinin ve kardeşliğin ortak zeminindedir. Türkiye’nin de buradaki rolü,
Suriye’nin gerçek anlamda çoğulcu, demokratik anayasal bir zemine geçişi
hususunda bir moderasyondur” açıklamasında bulundu.
Konuşmanın
tamamını izlemek için:
https://www.youtube.com/watch?v=OS4WfCnvv94