EKMEN: 28 Şubat’tan bugüne sivil toplum ve yargının rolü yine sorunlu
28.02.2026
DEVA Partisi Genel
Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu’nda söz alarak 28 Şubat süreci hakkında konuştu.
28 Şubat, vesayetin en
sistematik tezahürlerinden biridir
28 Şubat sürecine ilişkin
değerlendirmelerde bulunan ve sürecin toplumsal etkilerine dikkat çeken Yeni
Yol Partisi Grup Başkanı Ekmen, “Erbakan Hoca’nın, iktidarı paylaştığı örtülü
darbe süreci içerisinde 28 Şubat, Türkiye’nin demokrasi hafızasında vesayetin
en somut ve sistematik tezahürlerinden biri olarak yerini almıştır. Bu süreçte
devlet aygıtı neredeyse tüm kurumlarıyla ve sivil toplumu da kendisine angaje
ederek siyaset kurumu üzerinde tahakküm kurmuş, vatandaşlar ‘makbul’ ve
‘sakıncalı’ gibi kategorilere ayrıştırılmıştır. Eğitimden çalışma hayatına
kadar kamusal alanın tamamı, hak temelli bir yaklaşımdan ziyade güvenlikçi ve
baskıcı bir refleksle dizayn edilmiştir” şeklinde konuştu.
Devlet gücü vatandaş
üzerinde tahakküm aracına dönüşmemelidir
Geçmişle yüzleşmenin amacının
rövanş olmadığını vurgulayan Ekmen, “Bu meseleye bakış açımız, geçmişle
hesaplaşma, rövanşist bir dil değil; geçmişten ders almak, bugün için durumumuzu
değerlendirmek, devletin itibarını ve milletin birliğini hukuk temelinde
sağlamanın muhasebe aracı olmalıdır. Devlet gücü hiçbir gerekçeyle vatandaşının
inanç ya da inançsızlığı veya dünya görüşü üzerinden tahakküm kuracak bir araca
dönüşmemelidir” dedi.
Örtülü darbe girişimine
direnenlerden biri Yazıcıoğlu’ydu
Muhsin Yazıcıoğlu’nu da
rahmetle anan Ekmen, “28 Şubat dediğimizde rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu da
rahmetle anmamız gerekiyor. O dönemki örtülü darbe girişimine karşı direnç
gösteren en sembol isimlerden biriydi” ifadelerini kullandı.
Sivil toplum
kamulaştırılmış durumda
Ekmen, “Birtakım ihalelerle
ilgili olarak ‘5’li çete’ diye bir tanımlama var; ancak siyasi literatürümüze
‘5’li çete’ ifadesi ilk kez, o dönem iktidar üzerinde tahakküm kurmaya çalışan
beş sivil toplum örgütünün isminden dolayı girmişti. O gün sivil toplum
örgütlerinin iktidar üzerinde tahakküm kurması ya da kurmaya çalışması ne kadar
yanlışsa, bugün Türkiye’nin en büyük meslek örgütlerinin kendi üyelerinin
sorunları hakkında dahi konuşamaz hale gelmesi de o kadar sakıncalıdır” açıklamasında
bulundu.
Sivil toplum ve yargı
bağımsızlığına ilişkin eleştirilerde de bulunan Grup Başkanı Ekmen, “Bugün
sivil toplum alanını adeta kamulaştırılarak sivil toplumun neredeyse tamamen
iktidara ve devlete angaje edilmiş olması da aynı şekilde yanlıştır. O dönemde
yargı erkini kullanarak sivil siyaseti dizayn etmek, iktidarı işlevsiz kılmak
ne kadar yanlış ise; bugün de ‘devletin başı’ sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanı’nın
her vesileyle yargı mensuplarına hitap etmesi, mahkemelerin talimatla
çalışması, bağımsız karar veremez hale gelmesi, hasbelkader verilen kararların
da iktidarın işine gelmemesi halinde uygulanmaması ile ortaya çıkan yargının
işlevsizliği ve araçsallaştırılması da aynı şekilde büyük bir yanlıştır.
Hatırlayalım, devam eden dönemde Türkiye Barolar Birliği Başkanı merhum Özdemir
Özok Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanmış ancak CHP üyeliği nedeniyle bu görevi
reddetmişti. Bu asil davranışın ne kadar önemli olduğunu bugün Anayasa Mahkemesinde
AK Parti üyeliğinden gelen birçok kişiyi gördüğümüzde daha iyi anlıyoruz. Keza,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın Adalet Bakanlığı’na atanmasında yargıdan
yürütmete geçişin bu kadar kolay olmasının sakıncaları, yine dünden bugüne
almamız gereken derslerden biridir. O gün başörtüsü başta olmak üzere dinî
inançlar ve pratikler üzerinde baskı kurmak ne kadar yanlış ise, bugün dinî
değerlerin siyasi alanda tüketilmesi de o kadar yanlıştır. İçi boşaltılmış bir
dinî sembolizm, işportaya düşmüş dinî ritüellik, dinî değerlerin iktidar
pratiğiyle uyumsuzluğu nedeniyle ateizmin, deizmin gençler arasında
yaygınlaşmış olması, yine geçmişten ders alınmamasının sonuçlarındandır”
ifadelerini kullandı.