EKMEN: Merkez Bankasının kaybettiği güvenin bedelini 86 milyon ödüyor
20.06.2026
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin
Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda
söz alarak Merkez Bankasının itibar kaybı, ekonomi yönetiminin uyguladığı
politikalar ve bunun vatandaşın hayatına yansıyan sonuçlarını değerlendirdi.
Merkez Bankası politikalarındaki yanlışların hesabını kim
verecek?
Merkez Bankası çalışanlarının disiplin hukukuna ilişkin
düzenleme üzerine konuşan Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Ekmen, “Personel bir
disiplin rejimine tabi, yanlış yaptığında bunun bedelini ödemek durumunda.
Peki, Merkez Bankası politikalarındaki akla, tecrübeye ve mantığa aykırı
politikaları kim denetleyecek ve yanlış yapanlardan bunun hesabı nasıl
sorulacak? Bir ülkede paranın değeri banknotun üzerine yazılan rakamla değil, o
paranın arkasındaki güvenle ölçülür. O güvenin en önemli teminatlarından biri
de Merkez Bankasıdır. Merkez Bankalarının tek bir görevi vardır; ülkelerine
dair paranın yani Türk lirasının değerini korumak, dolayısıyla enflasyonu
kontrol altında tutmak; vatandaşın cebindeki paranın değerini koruyunca
emeklinin maaşını, işçinin ücretini, çiftçinin de kazancını enflasyona
ezdirmemektir” dedi.
"Nas" politikalarının bedelini vatandaş ödedi
Ekonomi yönetiminin uyguladığı politikaları eleştiren
Ekmen, “Enflasyon neden düşmüyor? Pazarda, markette fiyatlar neden durulmuyor?
Kiralar niçin yükselmeye devam ediyor ve niçin çocuklarımızın geleceği her gün
daha da kararıyor? Çünkü ekonomi biliminin temel kurallarına inat talimatla
faiz düşürüldü. Üstelik bu, 'nas' denilerek yani din siyasete alet edilerek
yapıldı. 'Nas nas' denilerek vatandaş yolunacak kaz gibi yolundu,
fakirleştirildi. Rezervler bir inat uğruna yakıldı, tarihin en büyük servet
transferi yapıldı. O politikaları talimatla yürüten bakanlar, başkanlar gitti
ama siyasi talimatı verenler ortada dururken geride de kocaman bir enkaz
bıraktılar” ifadelerini kullandı.
Merkez Bankasının en büyük sermayesi güvenilirliğidir
Merkez Bankasının itibar kaybının vatandaşın hayatına
doğrudan yansıdığına dikkat çeken Ekmen, “Bir merkez bankasının en büyük
sermayesi döviz rezervi değil, güvenilirliğidir. Bir kurumun sözüne
inanılmıyorsa, attığı adımlar öngörülemiyorsa, yöneticileri sık sık değişiyorsa
o kurum itibar kaybeder. İtibar kaybeden Merkez Bankasının bedelini ise buna
sebep olan banka yöneticileri ya da siyasetçiler değil; pazara çıkan anneler,
maaşını ay sonuna yetiştirmeye çalışan emekliler, üretim maliyetleri altında
ezilen çiftçi ve sanayici ile sattığını yerine koyamayan esnaf öder. Ekonomi
güven işidir. Güven yıllarca zorla kazanılır ama bir yanlış kararla bir anda
kaybedilebilir. Merkez Bankasının yıllar içinde oluşan kurumsal itibarı maalesef
ciddi şekilde yıpratılmıştır. Bir zamanlar piyasaların takip ettiği Merkez
Bankası, bugün kendi tahminlerini neredeyse üç ayda bir revize etmek zorunda
kalmaktadır. Ancak kaybedilen sadece kurumun itibarı değildir; vatandaşın alın
teri, birikimi ve geleceğe dair umududur” dedi.
İhtiyacımız kurallara göre çalışan bir Merkez Bankasıdır
Ekonomide yeniden güvenin tesis edilmesi gerektiğini
vurgulayan Ekmen, “Öngörülebilirlik kaybolmuştur, kurumsal istikrar
zedelenmiştir. Bugün ihtiyacımız olan şey talimat bekleyen değil, kurallara
göre çalışan bir Merkez Bankasıdır; günlük siyasi hesaplarla değil, uzun vadeli
ekonomik gerçeklerle hareket eden bir anlayıştır. İhtiyacımız olan şeffaflık,
öngörülebilirlik ve hesap verilebilirliktir. Bugün hâlâ arka kapıdan döviz satışı
yapılmakta ve kamuoyu doğru şekilde bilgilendirilmemektedir. Hukuktan uzak
yargı kararları nedeniyle rezervler buz gibi eritilmektedir. Oysa vatandaşın
istediği çok basittir; gelirinin değerini koruyabilmek, çocuğunun geleceğine
güvenle bakabilmek ve özellikle dar gelirli için ay sonunu getirebilmektir.
İktidarın ekonomide yapması gereken tek görev, kaybolan bu güveni yeniden inşa
etmektir. Ancak siyaseti, ticareti hatta sosyolojiyi yargı kararıyla dizayn
etmeye çalışan bir anlayışla bu güvenin yeniden tesisi mümkün değildir. Yapılan
uyarılar yıllarca duymazdan gelindi. Enflasyon yükselirken düşük değerli para
politikası savunuldu, Türk lirası değer kaybederken başarı hikayeleri
anlatıldı, faiz-enflasyon ilişkisine dair dünyada emsali görülmemiş tezler
uygulandı. Sonuç: Maaşı cebine girmeden eriyen işçi, ay sonunu getiremeyen
emekli, maliyet hesabı yapamayan üretici ve çiftçi, ev alma hayalini kaybeden
insanlar ve ne yazık ki itibarı aşınan Merkez Bankası. Hukuki güvenlik ve
öngörülebilirliğe bir an önce dönülmelidir. İnsanların güvenliği ve özgürlüğü
yok edilirken, mülkiyet hakkı tehdit altındayken bunun bedelini siyasi iktidar
değil, 86 milyon ödemektedir. Mesele faiz değildir, kur değildir; vatandaşın
alın teridir, Türk lirasının değeridir, Türkiye'nin ekonomik itibarıdır. Yargı
eliyle yürütülen soruşturmalar nedeniyle kurumların kaybolan itibarı siyasi
tercihlere kurban edilmemeli, hukuktan uzaklaşılmamalı, ekonomide kabul edilen
tecrübi bilgiye ve insanlığın ortak değeri olan akli bilgiye sırt çevrilmemelidir.
Milletimiz yüksek enflasyonu da hayat pahalılığını da yapılan hataların
bedelini de fazlasıyla ödemiştir; artık bedel ödemesi gereken vatandaş değil,
bu kararları verenlerdir” diyerek sözlerini tamamladı.