EKMEN: Bu bütçe emekliyi yok sayan, asgari ücretliyi ezen, çiftçiyi toprağa küstüren, gençleri ülkeden kaçıran bir bütçedir
DEVA
Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 2026 Yılı Bütçesinin kapanış
konuşmasında söz aldı.
Bu bütçe milletten
yana değil
Bütçenin,
milletin bütçesi olmadığını vurgulayan Ekmen, “Bütçe, rakamlardan oluşan soğuk
bir tablo değildir; bu bir tercih belgesi, niyet beyanıdır. 2026 bütçesine
baktığımız zaman bu bütçe milletten yana değil; bütçenin faiz lobilerinden,
tefecilerden, millî yargıyı devre dışı bırakıp Londra tahkimine bağladığımız
garanti ödemeli müteahhitlerden, davetiyeli ihale düzeninden, sözde tasarruf genelgelerine
rağmen itibarı gösteriş, israf ve şatafatta arayanlardan, Varlık Fonuna
devredilerek rekor zararlara maruz kalan şirketlerin denetimsizliğinden, el
konulan şirketleri peşkeş çekip yok pahasına satışlar yaparak servet
transferinin kitabını yazan TMSF düzeninden yana yapıldığını açıkça görüyoruz.
Bu bütçe bir vazgeçiş metnidir; emekliden vazgeçişin, çiftçiden yüz çevirişin,
genci umutsuzluğa terk edişin, reel sektörü yok sayışın, Sayıştay, TMSF, Varlık
Fonu üçlemesiyle denetim ve şeffaflığın sona erişinin ama öte yandan, faiz
lobilerine, kur koruma vurguncularına ve şatafat tutkusuna kapıları sonuna
kadar açışın bir ilanıdır” dedi.
Hakkı, hakikati,
gerçeği görmeyen konuşmaları dinledik
İktidarı
eleştiren Ekmen, “Hükûmetin bütçe sunuşu gibi İttifak Partisi
milletvekillerinin de konuşmaları kendine âşık, saplantılı bir ruh hâlinin
gösterisi oldu âdeta. Sokaktaki gerçekleri, güçteki yozlaşmayı, her gün başka
bir şekilde karşımıza çıkan çürümeyi, hane halkının çaresizliğini, mafya
babalarında aranan adaleti, simit, çay hesabıyla bile geçinemeyen asgari
ücretliyi, torunuyla bayramlaşamayıp otel odalarına terk edilen emekliyi,
evladının çantasına beslenme koyamayan anneyi, ‘Aile Yılı’nda bile iktidarın
kontrolündeki kanallardan akıtılan gündüz kuşağı cerahatini ve irinini, Türkiye
Yüzyılı’nda tükenen, bizi biz yapan kadim değerleri, bağımlı gençleri,
cezaevlerini dolduran torbacıları, kapanan tekstil fabrikalarını, vatandaşın
katlanarak artan borcunu, hepimizin her an telefonuna gelen kumar ve bahis
daveti içeren SMS'leri, çiftçiyi, hayvancıyı ezen ithalat politikalarını;
hakkı, hakikati, gerçeği görmeyen bir anlatıyı burada günlerce dinledik, âdeta
tahammül ettik. Kendine âşık ve sudaki aksine kavuşarak boğulan Nergis'i, bize
anlatılan bu tekdüze gösteride sorunların dolaylı bir şekilde de olsa ifadesi
ve buna dair bir çözüm niyetini de göremedik” açıklamasında bulundu.
Tevazu, empati ve
farkındalık insani değerlerdir; bunları vatandaştan esirgememenizi beklerdik
Ekmen,
“İki şeyi yapmak emin olun sizi küçültmez, büyütürdü: Bir, sorunlarla yüzleşen
ve bunların farkında olduğunuzu gösteren bir empati dili. İki, bu sorunları
çözmeye dair bir niyet beyanı sunabilirdiniz. Tabii ki size göre sorun yoksa
çözümünden de bahsetmek anlamsız olacaktı. Tam da bu körlük nedeniyle
Goebbels'e taş çıkaracak bir icraatın içinden dinledik on dört gün boyunca. Bu
gösteri, yer yer plastik, yer yer yapmacık ve çiğ sahne performansıyla
buluşunca; ortaya hazin, hazin olduğu kadar da trajik bir fotoğraf çıktı. Oysa
iktidar partisi milletvekillerimiz ‘Genç arkadaşım, içine düştüğün
tükenmişliğin farkındayız.’, ‘Kadınlar, yaşadığınız güvercin tedirginliğini biz
de hissediyoruz.’, ‘Evladının kazağını, montunu bile yenileyemeyen, sofrasına
et koyamayan anne, baba; sizden haberdarız.’, ‘Arkadaşıyla ancak cami
bahçesinde vakit geçirebilen amcacığım, kiraya bile yetmeyen emekli maaşından
biz de muzdaripiz.’, ‘Kur-enflasyon sarmalında şalter indiren ihracatçı,
bugünler geçecek.’, ‘Evladı gibi baktığı süt ineğini ve gebe hayvanını kesen
çiftçi, bizim de içimiz acıyor.’ demek sizi küçültmezdi. Siz bu sorunlara
işaret etmeyi, bu empatiyi yapmayı bile kendiniz için küçültücü bir tablo
olarak gördünüz. Tevazu, empati, farkındalık insani vasıflardır, bunu
vatandaştan esirgememenizi beklerdik. İktidarı sürdürebilmenin matematiğini,
mekaniğini çözmüş olabilirsiniz ama bir an önce doğaya, ilahi olana, fıtri
olana dönebilirseniz, bunun ülkemiz için de sizin için de hayırlı olacağına
inanıyoruz” diyerek AK Partili vekillere seslendi.
Sizin anlatınızda demokratik
ve hukuki standartlarımız kusursuzdu
AK
Parti’nin bir raporunda geçen sözü aktaran Ekmen, “Meclis’te kurulan Millî
Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sunulan raporlardan bir cümleyi
aktarmak istiyorum: ‘Süreç, Türkiye'de yönetim sisteminin şeffaflık, hesap
verebilirlik ve iyi yönetişim normlarına daha uygun hâle getirilmesi,
demokratik ve hukuki standardı daha yüksek bir yapısal, idari, finansal ve
organizasyonel yapının oluşturulmasına dönük reform ve düzenlemelerin zeminini
oluşturacaktır.’ Bu cümleyi kim yazdı acaba? CHP mi yazdı, YENİ YOL mu yazdı?
DEM mi bahsediyor? Zihnimizde uçuşuyordur. Bu tespiti kim yapmış olabilir? Bu
cümle AK Parti'nin raporunun 56'ncı sayfasından. Oysa on dört günlük anlatı
böyle demiyordu. Siz burada on dört gün boyunca tekamülünü tamamlamış,
mükemmel, kusursuz, ilahî iradeyle şekillenilmiş bir liderlik, devlet ve ülke
anlattınız. Sizin anlatınızda şeffaflık, hesap verilebilirlik, iyi yönetişim
sorunları diye bir sorun yoktu; demokratik ve hukuki standartlarımız zaten
kusursuzdu. Yapısal, idari, finansal organizasyonumuz ise insanlık mirasını
aşmış durumdaydı. Bu cümleyi bu rapora yazan arkadaşın eline sağlık. Bu cümle
gerçeklerle yüzleşilip muhasebe yapıldığında kıyametin kopmadığını bize
gösteriyor. Bu cümle, gözlerimizi kapatsak da gerçeğin bir gün bir yerde
karşımıza mutlaka çıkacağını gösteriyor” dedi.
Emeklinin, asgari
ücretlinin maaşının %80'ini ev sahibine vermek zorunda kaldığı bir ülkede hangi
refahtan bahsedebilirsiniz?
Kur
Korumalı Mevduatın zararlarından bahseden Ekmen, “Kasım 2025 itibarıyla kira
enflasyonu %69'a dayanmış durumdadır. Avrupa'da bu oran %3'ler seviyesinde
seyrederken aradaki bu dehşet verici fark mevcut yönetimin değil akla ziyan
ekonomi deneylerinin bir sonucudur. Emeklinin, asgari ücretlinin maaşının
%80'ini ev sahibine vermek zorunda kaldığı bir ülkede hangi refahtan
bahsedebilirsiniz? 1.200 odalı külliyenin bütçesi %38 artırılırken milyonlarca
vatandaşımız her geceyi, ertesi sabahı nasıl denkleştireceğinin kaygısıyla
uykusuz bir şekilde geçiriyor. 2024 Sefalet Endeksi'ne göre Türkiye 5'inci
sırada ve bu seviyede Türkiye savaş, iç çatışma ve ağır yoksulluklarla anılan
ülkelerle aynı ligde seyrediyor; Sudan, Arjantin, Suriye ya da Yemen gibi
ülkeler bizim peşimizde diziliyor. Bu sıralama göstermektedir ki Türkiye'nin
yaşadığı bu ekonomik tükeniş, bu ağır bedel küresel bir sorun değil, anlatılan
başarı hikâyelerinin aksine yürütülen deneysel politikaların bir sonucudur.
2026 bütçesinin en karanlık sayfası ise faiz ödemeleridir. Bütçede 2 trilyon
713 milyar lira açık olacağı öngörüsüne karşı faize ayrılan rakam tam 2 trilyon
741 milyardır. 2025'te bu rakam öngörünün %20 üzerinde çıkmıştı, burada da aynı
performans beklenebilir. Devletin topladığı tüm vergiler, yaptığı tüm
borçlanmalar emekliye, çiftçiye, kadına, gence, hane halkına, üreticiye,
çiftçiye değil, doğrudan faiz lobilerine akmaktadır. Şöyle bir hatırlayalım:
2002'den 2015'e kadar yıllık ödenen faiz miktarı 50 milyarken 2017'de Başkanlık
sistemine geçmeden hemen önce 57 milyar iken 2023'te ise 694 milyar olan faiz
yükünün 2026'da 3 trilyona dayanması ‘nas’ diyerek çıkılan yolun iflasının
tescilidir. Kur korumalı mevduat programının bu ülkeye maliyeti tam 60 milyarı
buldu, bugünkü kurla 2,6 trilyon lira yani bütçemizin yaklaşık %16'sı. Kur
korumalı mevduat programı hatalarınız sonucu ortaya çıkmış bir şey değildir.
Kur korumalı mevduat programı bilerek ve isteyerek yapılan tarihin en büyük
servet transferidir. Bu kaynakla 10 milyon konutun deprem dönüşümü sağlanabilir
ve tüm çiftçilerin bütün borçları silinebilirdi, oysa siz bu devasa kaynağı
taammüden bir avuç zengine aktardınız. Bunun hesabını bu dünyada siyaseten
vereceğiniz gibi ahirette de vereceğinizden hiç endişeniz olmasın” ifadelerini
kullandı.
Her bir vatandaşın
borçlanma miktarı bir önceki yıla göre %42 oranında artmıştır
Ekmen,
kredi kartı borçlanmasına dikkat çekerek, “Bireysel kullanılan kredi tutarı
ağustos ayı itibarıyla 5 trilyonu geçerek bir önceki yıla göre %49 seviyesinde
artmıştır. Bu artış geçinemeyen ve ancak borçla ayakta kalabilen vatandaşın
mücadelesinin resmidir. Kredi kullanan kişi sayısı da 41 milyondan 42,8 milyona
çıkmıştır. Bir kez borç alanın artık borcunu kapatamadığı ve sürekli
borçlandığı bir düzen yaratılmıştır. Vatandaşımızın kahir ekseriyeti borçla,
krediyle yaşar hâle gelmiştir ve her bir vatandaşın borçlanma miktarı bir
önceki yıla göre %42 oranında artmıştır. Daha da vahimi, ödenmeyen kredi
oranlarındaki artıştır. İktidarın kredi genişlemesi olarak sunduğu bu tablo
ekonomik canlılığı değil, faiz yükü altında ezilen, borcunu çeviremeyen ve
borçla yaşamaya mahkûm edilen bir toplum gerçeğini gözler önüne sermektedir”
dedi.
Bütçedeki faiz
harcamaları sanayiye ayrılan bütçenin tam 15 katıdır
Ekmen,
“Bütçedeki faiz harcamaları sanayiye ayrılan bütçenin tam 15 katıdır. 2027-28
dönemleri için ise sanayi desteklerinde bir artış öngörülmemektedir. Reel
sektörün 185 milyar dolarlık döviz açığına karşılık destek amacıyla ayrılan
miktar bunun on sekizde 1'i yani 10 milyar dolardır. 2025'te imalat sanayisinin
millî gelir içerisindeki payının yüzde 21,5 olacağı var sayılmış iken bu
gerçekleşme %16,5'te kalmıştır. 2028 tahminî bile üç yıl önceki gerçekleşme
civarındadır, %18 olarak kayda geçmiştir. Üretmeyen ve üretimi desteklemeyen
bir Türkiye'nin küresel rekabette şansı yoktur. Sanayi Bakanlığının toplam
bütçesinde bölgesel kalkınmaya ayrılan pay 47 milyar olup toplam bütçenin
sadece %3'üne karşılık gelmektedir. Türkiye gibi bölgeler arası kalkınmışlık
farkının son derece derin olduğu bir ülkede bu rakam yetersizdir. Birçok
ilimizde gelir düzeyi düşük, istihdam olanakları sınırlı, sanayi altyapısı
zayıf ve kamu yatırımları yetersizdir. Sanayi Bakanlığının SEGE 2025 Raporu
dahi bölgeler arası kalkınmışlık farklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen
politikaların başarısının ilanıdır. Rapora göre 44 il ortalamanın altında
negatif seyretmektedir. İstanbul ile Ağrı arasında ortaya çıkan uçurum
yıllardır uygulanan bölgesel kalkınma politikalarının sonuç üretmediğini aksine
eşitsizliklerin derinleştiğini göstermektedir. Geri kalmış bölgeler için %70,
80, 90 civarında olarak uygulanan yatırım teşvik indirimleri tek tip ve %60
olarak güncellenmiştir. Eşitlik adı altındaki bu görüntü bölgesel adaleti
zedelemiş ve sonuç iller arasındaki kalkınma farkının kalıcı hâle gelmesi olmuştur,
olacaktır” açıklamasında bulundu.
Dış ticaret açığımız
200 milyar doları aşmıştır
Ekmen,
“Program uygulanmaya başladığından beri dış ticaret açığımız 200 milyar doları
aşmıştır. 2025'te 67 milyar dolarlık dış ticaret açığımızın 34 milyar doları sadece
Çin'dir. 2013'te Çin'le olan ticaret açığımız %21 oranındayken bugün bu oran
%51'e fırlamıştır. Böyle bir bağımlılığın dış politika açısından da nasıl
sonuçlar ürettiğini bu iktidarın Doğu Türkistan meselesinde üretemediği, aciz
kaldığı siyasette de görmekteyiz. 2026 yılı için ticaretin geliştirilmesine
ayrılan ödenek 1,4 milyardan 1,3 milyara düşürülmüştür. Oysa Türkiye, uzunca
bir süre ihracat odaklı büyüme, ucuz TL hikâyeleriyle âdeta dolandırılmıştır”
dedi.
Çiftçiye, emekliye,
asgari ücretliye ödenemeyen paranın da nereye gidilmesi açıkça ortaya
konulmalıdır
Elektrik
ve doğal gaz faturalarında yer alan söylemi belirten Ekmen, “Tarım Kanunu'na
göre bu bütçede çiftçiye en az 770 milyar lira verilmesi gerekirken ayrılan pay
168 milyardır. Tarım sektörünün millî gelir içindeki bu payı en az üretim kadar
önemli bir sinyaldir. Yirmi üç senede %11,5'ten yüzde 6'ya düşmüştür. Su ve
gıda savaşlarının dünyayı beklediği bir yerde, bir kavşakta tarım resmen
bitirilmiştir. Türkiye, 800 milyon dolarla ABD'den sonra dünyanın en büyük
ikinci sığır ithalatçısı ülke durumuna düşürülmüştür. Çiftçiyi ithalat
lobilerine mahkûm eden bu anlayış aynı zamanda gıda güvenliğimizi de tehlikeye
atmaktadır. Çiftçiye destek verilmezken faize 3 trilyon lira ayrılmıştır. Bu
yıl hazineden enerjiye verilen destekler azalacak, bu da orta direğin
faturasının kabaracağı anlamına geliyor. Elektrik ve doğal gaz faturaları bir
süredir şöyle bir cümle ekleniyor: ‘Bu faturanın şu kadarını devlet
ödemektedir.’ Gelin aynı uyarıyı emekli ve asgari ücretli için de yapalım. Her
ayın 15'inde emekliye, asgari ücretliye şöyle bir mesaj gitsin: ‘Size ödememiz
gereken ücretin yarısını faizcilere ve tefecilere, davetiyeli ihalelere,
müteahhitlere ve garanti ödemelere ayırdığımız için size ancak bu kadarını
ayırıyoruz, özür dileriz.’ denilsin. Küçük bir sübvansiyon her faturada
gözümüzün önüne sokuluyorsa çiftçiye, emekliye, asgari ücretliye ödenemeyen
paranın da nereye gidilmesi açıkça ortaya konulmalıdır” dedi.
Okullarda peçete ve
sabunu veliler sağlamakta, güvenlik sağlanamadığı için torbacılar okulların
dört bir yanını kuşatmıştır
Ekmen,
okulların durumuna ve çocuk yoksulluğuna değinerek, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının bütçesi bu yıl %6'dan %2,5'a düşecektir ve bu faiz ödemelerinin
altıda 1'i anlamına gelmektedir. Sosyal güvenlik, sosyal yardım hizmetlerine
ayrılan bütçedeki artış %17'dir oysa açık artışı %40'tır ve bunun çok
altındadır. Emeklinin ve dar gelirlinin sağlık ve sosyal güvenlik şemsiyesinden
daha az yararlanacağı, devletin vatandaşını sosyal risklere karşı daha
korumasız bırakacağı bir yıl bizi bekliyor demektir. Eğitim bütçesi 1,9
trilyondur güya çok büyük bir rakam ama bunun %85'i sadece personel maaşlarına
gitmektedir. Okullarda bırakınız fiziksel iyileştirmeyi, laboratuvar kurmayı;
temizlik için peçete ve sabunu veliler sağlamakta, güvenlik ise sağlanamadığı
için torbacılar okulların dört bir yanını kuşatmış durumdadır, okullarda
çeteler almış başını gitmektedir. OECD ülkeleri öğrenci başına 12 bin dolar
harcıyorken Türkiye'de bu rakam 4 bin dolarda kalmıştır ve maalesef, Türkiye'de
her 5 öğrenciden 1'isi yeteri kadar geliri olmadığı için haftada en az bir gün
öğün yiyememektedir; çocuklarımız okullarda açlıktan bayılırken faizciler,
tefeciler, müteahhitler, garanti ödemeciler gelirlerini katlayarak
büyütmektedir” açıklamasında bulundu.
Bütçe sağlık
hizmetlerinden ziyade, kamu kaynaklarıyla finanse edilen şirketlerin bütçesine
dönüştürülmüştür
Sağlık
sorununa dikkat çeken Ekmen, “Sağlık ödemeleri toplam faiz ödemesinin tam olarak
sekizde 1'idir. Devlet hastanelerinde MR ve tomografi için aylarca beklenirken,
şanslı vatandaşların tedavi süresi dünya ortalamasının çok altındaki
dakikalarla ölçülüyor. Kanayan yaramız personel yetersizliğidir. ‘Giderlerse
gitsinler.’ diye bütün doktorlarımızı Avrupa'ya kovaladık; orada kuryecilik,
kebapçılık yapıyorlar. Bugün dünyada doktor sıralamasında 66'ncı sıradayız ve
Arnavutluk'tan bile gerideyiz. Şehir hastanelerine ödenen kira bedelleri
bütçeyi yutarken temel sağlık hizmetlerine erişim her geçen gün zorlaşmaktadır.
Enflasyon, kur artışı ve hastane garantileriyle şişen KÖİ ödemeleri bütçe
disiplinini bozan en öncül kalemlerden biri hâline gelmiştir. Hastaneler boş da
olsa dolu da olsa şirketlere garanti ödemeleri yapılmakta ve şirketler sıfır riskle,
yüksek getirilerle ihya edilmektedir. Bütçe sağlık hizmetlerinden çok kamu
kaynaklarıyla finanse edilen şirketlerin bütçesine dönüştürülmüştür. Şehir
hastanelerine para ödenirken aile hekimliği, koruyucu sağlık hizmetleri, kamu
hastanelerinin bakım, onarım ve personel ihtiyaçları ise maalesef yoklukla
cebelleşmektedir ve her geçen gün daraltılmaktadır. Sağlık çalışanlarının özlük
hakları, randevu krizleri ve temel sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar ise bir
başka ciddi sorundur” dedi.
Ekonomik yıkım aile
kurumunu da sarsmaktadır
Ekmen,
“Aile Yılı'nda aile bütçesinin de daraldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. 2024
öngörüsüne göre 2026 bütçesinde 14,4 milyar dolar aileye ayrılması gerekirken
teklif edilen rakam 11,4 milyardır. Burada dörtte 1 oranında bir azalma söz
konusudur. Üstelik bu erime baskılanan kur rejiminde gerçekleşmiştir yani
enflasyona karşı reel anlamda Aile Bakanlığı bütçesindeki gerileme, erime çok
daha yüksektir. Aile Bakanlığından yapılacak yardımlarda 100 milyarlık bir
düşüş söz konusudur. Faiz ödemeleri aile yardımının 35 katı, yaşlılık
yardımının ise tam 135 katıdır. Ekonomik yıkım aile kurumunu da sarsmaktadır.
Doğurganlık hızının düşmesi gibi evlenme hızı da hızla düşerken boşanma hızı
hedeflerin %60 üstünde, binde 2,18 seviyesinde olmuştur. Kadına yönelik
şiddette sadece ilk dokuz ayda 290 kadın öldürülmüştür. Türkiye Avrupa'da en
yüksek bebek ölümüne sahip ülkelerin başında gelmektedir. Bu fotoğraf bir
neslin nasıl yok edildiğinin fotoğrafıdır. Faiz harcamaları gençlik için ayrılan
bütçenin tam olarak 9 katıdır, faize giden para yurtlar, öğrenim kredileri ve
spor için ayrılan parayı 10'a katlamaktadır; 3 bin liralık krediyle sadece 16
adet tavuk döner alınabilmektedir. Bırakınız gezmeyi, tozmayı, eğlenmeyi,
kendini geliştirmeyi, gençlerimiz bir kahve içememekte ya da telefonlarını
tamir bile ettirememektedir. Gençlik ve Spor Bakanlığının bütçesindeki
bağımlılıkla mücadeleye ayrılan para on binde 2'dir. İlkokul seviyesinde
uyuşturucuya başlanılan bir ülkede, bu, gençlerimizin uyuşturucu çetelerine,
yasa dışı bahis ve çete şiddetine teslim edildiğinin resmidir” dedi.
Garanti ödemelerine
ayrılan parayı ayırdığımızda, bu yıl ulaştırma altyapısında bir yatırım
yapılmayacağı ortaya çıkacaktır
Ekmen,
“Ulaştırma Bakanlığına ayrılan bütçe ise sadece %9'dur, bütçe artışı
ortalamanın altındadır ve garanti ödemelerine ayrılan parayı ayırdığımızda, bu
yıl ulaştırma altyapısında bir yatırım yapılmayacağı ortaya çıkacaktır. 2013'te
temeli atılan Ankara-İzmir Hızlı Tren Projesi ise on iki yıl sonra sadece %18
oranında gerçekleşmiştir. Yapay zekâya geçilen bir çağda henüz biz internet
hızını ve internet çağını bile yakalayamamış bir durumdayız. Karayolları
bütçesinin dörtte 1'i yol yapımına değil, garanti ödemeli müteahhitlere
ayrılmıştır ve KÖİ'ler de yani garanti ödemeli programlar da tıpkı kur koruma
gibi servet transferinin bir ismi olmuştur” açıklamasında bulundu.
Gücünü kanun, hukuk
ve vicdandan değil; talimatlardan ve vehmettiği güçten alan bir yargı
devletidir
Ekmen,
hukuk güvenliğinin olmadığını belirterek, “Hukuk güvenliğinin olmadığı bir
ülkede ekonomi düzelmez. Türkiye Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 118'inci
sıradadır, komşularımız Honduras ve Nijer'dir. Cezaevlerindeki doluluk %140'a
ulaşmıştır. Küresel Organize Suç Endeksi'nde Avrupa'da 1'inci, dünyada ise
10'uncudur; Türkiye'nin hak ettiği sıralamalar buralar değildir, Irak ve
Kenya'nın dahi gerisindeyiz. Uzunca bir süre içinde bulunduğumuz hâli
tanımlamakta zorlanıyorduk, hukuk devleti değildik ama kanun devleti de
olmaktan uzaklaşmıştık. En son Sayın Cumhurbaşkanı uygun bir tanımla hâli
pürmelalimizi ortaya koyduğu bir yargı devletiyiz ve bu yargı devleti gücünü
kanundan, hukuktan, vicdandan alan değil, gücünü kendisine verilen
talimatlardan ve kendisinden vehmettiği güçten alan bir yargı devletidir”
ifadelerini kullandı.
Turizmdeki hâlimiz
faizin kırkta 1'i oranında
Ekmen,
“Her 3 liralık verginin 2'si dolaylı vergilerden toplanmaktadır. Ücretliden
kesilen stopaj yüz binlerce şirketin ödediği kurumlar vergisinden fazla
olacaktır. Kayıt dışı ekonominin yıllık maliyeti 300 milyar dolar iken bununla
mücadele için ayrılan bütçe binde 2'dir. Bütçe açığı geçen yıla göre %40
artacaktır. Turizmdeki hâlimiz faizin kırkta 1'i oranındayken kültürün ağırlığı
tam olarak binde 3'tür. Dışişlerinin hâli pürmelalini ise Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin yirmi üç yılda tanıyan, tanıtılabilen ülke sayısı sıfır iken
Rum Kesimi'yle diplomatik ilişki kuralların sayısının 31 olduğunu
göstermektedir; üstelik bu yıl Türki Cumhuriyetler de bu kervana katılmıştır ve
maalesef iktidar bu can acıtıcı tabloyu sessizlikle geçiştirmiştir. Vize
randevularının ise karaborsaya düştüğü bir politikayla karşı karşıyayız” dedi.
Türkiye’nin yeniden
adil, öngörülebilir ve kapsayıcı bir ekonomik düzene kavuşması için, geçmişte
başarısı kanıtlanmış adalet, güven ve akıl temelli yönetime dönmesi gerekiyor
Türkiye’nin
geçmiş dönemindeki ekonomi başarısını hatırlatarak sözlerini tamamlayan Ekmen,
“Bu bütçe emekliyi yok sayan, asgari ücretliyi ezen, çiftçiyi toprağa küstüren,
gençleri ülkeden kaçıran bir bütçedir; bu bütçede akıl, bilim, adalet yoktur;
milyarlarca dolar faize gömülmüştür ve vatandaş ağır enflasyon altında ezilmeye
devam etmektedir. Hukukun üstünlüğünü, liyakati esas alan, üretim ve hakça
paylaşımı merkeze koyan bir ekonomi söz konusu değildir. Milletimiz bu
savurganlığı, bu adaletsizliği ve bu beceriksizliği ilk seçimlerde
cezalandıracak ve layık olduğu şekilde yönetileceği kadroları işbaşına
getirecektir. Sayın Bakanlara -şu anda burada olmayan Sayın Cevdet Yılmaz, Sayın
Mehmet Şimşek- bir konuyu hatırlatmak istiyorum: geleneksel Doğu tıbbında
vücuda sağlıklı günleri hatırlatmak bir tedavi yöntemidir, hücreler o sağlıklı
günleri hatırladığında tekrar kendini onaracağı kabul edilmektedir. İki
Bakanımıza 2004 ve 2008 yılları hatırlatmak istiyorum. 2003 TÜFE enflasyonu
%18,4 iken 2004'te asgari ücrete %37,5 zam yapılmıştır; tam olarak enflasyonun
2 katı. 2005 yılında ise enflasyon %7,7'ye düşmüştür. 2008 yılında ise
enflasyon %10,1 iken %19,8 yani bir daha enflasyonun 2 katı zam yapılmıştır ve
o yıllarda her yıl temmuz ayında güncelleme yapılmıştır. Demek ki asgari ücret
artışı iddia edildiği gibi enflasyon artışına sebebiyet vermiyormuş; asgari
ücret artışı ekonomik dengeleri bozmuyormuş. Ne zaman? Ülke yönetimini ve
ekosistemini düzgün kurgulayıp çalıştırdığınız zaman. Bunu yapabilecek bir
irade bugün ortaya çıkarsa hemen başlangıçta üç adım yeter: Bir, ehliyetli,
liyakatli ve güçlü kadrolar; iki, yolsuzluk ve gösteriş sarmalından çıkış; üç,
hukuk, adalet ve özgürlükleri merkeze alan bir yönetim anlayışına geçiş.
Ülkenin kaderi hiç kimseye, özellikle tek başına bir kişiye bağlı olamaz. AK
Parti'nin kuruluş yıllarına gittiğimizde o zamanki kadrolara, o zamanın siyaset
ve bürokrasi kalitesine, partinin ağır isimlerine, parti ve devlet yönetiminde
oluşturulan dengeye baktığımızda o zamanlarda nasıl bu kadar düşük faiz
ödendiğini ve nasıl enflasyonun tam 2 katı oranında asgari ücrete zam
yapıldığını anlayacaksınız. O dönemde yakalanan görece refah ortamı tesadüf
değildir. Hukukun üstünlüğü, güçlü kurumlar ve ehliyetli ve liyakatli
kadrolarla yaşanan bir başarıdır. Bugün ise sorunumuz hukuktan uzaklaşma,
kuralsızlık, keyfîlik, iş bilmezlik ve neme lazımcılıktır. Türkiye'nin yeniden
adil, öngörülebilir ve kapsayıcı bir ekonomik düzene kavuşabilmesi için
geçmişte işe yaradığı defalarca kanıtlanmış adalet, güven ve akıl eksenli
yönetime geçmesi gerekiyor” dedi.
Konuşmanın
tamamınız izlemek için: