MMG - Mimar Mühendisler Grubu Ziyaretinde Mehmet Emin Ekmen'in konuşması - 10.02.2026

MMG - Mimar Mühendisler Grubu Ziyaretinde Mehmet Emin Ekmen'in konuşması - 10.02.2026

10.02.2026

Mehmet Emin Ekmen MMG Konuşması

 

— Kürt Sorunu-PKK sorunu 

Günümüzde “çözüm süreci” olarak adlandırılan süreç, daha çok PKK’nın silah bırakması ve kısmen Suriye’deki gelişmeler bağlamında ele alınmaktadır. Oysa kök sebepler olarak Kürt meselesi, Cumhuriyet’in ulus-devlet kodlarının; dindarları, Kürtleri, Alevileri ve gayrimüslimleri dışlayan bakış açısının ürettiği yapısal bir sorundur.

Biraz daha geriye gidildiğinde, Osmanlı’nın merkezileşme arayışına karşı ellerinde güç bulunduran yerel beylerin itirazlarıyla başlayan bu mesele, Cumhuriyet’e kadar daha çok otorite paylaşımı çerçevesinde tartışılmıştır. Cumhuriyet’le birlikte ise kültürel haklar, Kürtçenin yasaklanması gibi uygulamalar nedeniyle mesele yalnızca otorite değil, aynı zamanda dil ve kültür sorunu hâline gelmiştir.

İçinde bulunduğumuz dönem itibarıyla PKK, 1970’lerin sonlarında “Apoculuk” olarak ortaya çıkmış; kuruluş sürecinde aynı zeminde faaliyet gösteren birçok farklı örgüt ve yapıyı tasfiye etmiştir. Silahlı bir mücadeleye girişmesi, sol ve seküler dili nedeniyle Kürt toplumunun sosyolojisiyle çatışmalı bir ilişki kurmuş, bu durum PKK’nın dindar Kürtler tarafından “istihbarî olarak desteklenen/göz yumulan bir örgüt” olarak algılanmasına yol açmıştır.

Son dönemde strateji değişikliğinin Kürtlükten ziyade sosyalizm ve benzeri argümanlarla tartışılıyor olması bu eleştirileri pekiştirmektedir. PKK 1978’de kurulmuş, 1984’te ilk eylemini gerçekleştirmiştir. 


— Görüşme Trafiği


1990’ların başından bu yana devleti yöneten siyasetçiler ve kurumlar, en az 13 defa örgütle görüşerek silahların tasfiyesi için girişimde bulunmuştur. Bu görüşmelerin içinde Özal, Demirel, Erbakan, Genelkurmay ve MİT yer almıştır.

İster sağ ister sol iktidarlar döneminde olsun, yer yer resmî kayıtlarla da teyit edilen bu görüşmelerin yapıldığını biliyoruz. Böyle bir yönetimi yadırgamamak gerekir. “Teröristle görüşülür mü?” sorusunun cevabını dünya Kolombiya, İrlanda, Güney Afrika, Endonezya, Filipinler gibi örneklerde görüyoruz. Çağdaş devletler zamanı hiç bir örgütün bir devlete karşı toprak ve egemenlik kazanamadığını gösterdiği gibi, hiçbir devlet te, bir terör örgütünü tüm mensuplarını öldürerek ortadan kaldıramamıştır. Bu süreçler, çoğunlukla müzakereler yoluyla başarıya yaklaşmıştır.

Türkiye’de yapılan 13 görüşmenin 4’ü AK Parti döneminde gerçekleşmiştir: 2004, 2009, 2011, 2015 ve günümüzde devam eden süreç.


— Mevcut Süreç


İçinde bulunduğumuz süreç, Türkiye’nin süreçleri veya dünya örnekleri dikkate alındığında “atipik” bir süreçtir. Başarılı olması durumunda kendi modelini de üretebilecektir. Ancak bu model tekrarlanabilir mi? Emin değilim. Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan gibi iki figürün bu süreçte aldığı rollere başka bir ülkede rastlanması kolay bir durum değildir. Bu süreç, MİT tarafından 2–3 yıl çalışılmış, Cumhurbaşkanı ikna edilmiş, ardından Bahçeli’ye sunulmuştur. Bahçeli’den onay beklenirken, Bahçeli süreci yönetecek ve hızlandıracak şekilde sahiplenmiştir. 


— Sürecin Dinamikleri


Bahçeli’nin bu konudaki motivasyonu tam olarak çözülebilmiş değildir. İki ihtimal öne çıkmaktadır:

1. Hayatının son döneminde ülkeye bir iyilik yapma isteği

2. PKK’nın tasfiye sürecinin, Ortadoğu dinamikleriyle örtüşmesi hatta Nato politikalarıyla uyumlu olması

Son beş yıla baktığımızda İsrail’in güvenliğini tahkimi, İran’ın bölgesel etkisinin kırılması, Suriye’nin yeniden tanzimi yönündeki politikalar Türkiye’ye de pozitif anlamda bir hareket alanı açmaktadır. 

Batı, birkaç sebeple Ortadoğu ile doğrudan uğraşmak istememektedir.
Birincisi, İsrail’in güvenliğini merkeze alan bir yaklaşımla Suriye’nin tanzimidir.
İkincisi, Basra körfezinden Ceyhan’a uzanan hatlarla (Kalkınma Yolu projesi) petrol ve doğal gaz Avrupa’ya aktarılması, Ukrayna savaşı nedeniyle oluşan enerji açığını yedeklemek ve bir enerji kuşağı oluşturmaktır. Bu güvenliğin sağlanması yalnızca PKK değil; Haşdi Şabi, HTŞ, Hizbullah gibi yapıların da tasfiyesini içermektedir.
Üçüncüsü, Rusya’nın Avrupa’ya yönelik askerî tehdidine yoğunlaşmak için bölgeden uzaklaşma ihtiyacıdır. Dördüncüsü ise daha makro ölçekte Çin’in ekonomik yükselişi ile hesaplaşmaya, enerji kaynaklarına erişimini sınırlandırmaya yoğunlaşmadır.

Ortadoğu’nun istikrara kavuşturulması, yeniden dizayn edilmesi ve silahlı örgütlerin tasfiyesi bu dört sebeple yorumlanabilir.
Tom Barrack’ın YPG’ye “Bize güvenerek büyük hamleler yapmayın; sizi tamamen devre dışı bırakmıyoruz ama büyük kazanımlar da beklemeyin” mesajı Türkiye’nin tezlerini zorlamayan ama oradaki yapıyı da yok saymayan bir yaklaşımı özetlemektedir.


— Sürecin Karakteristiği

Normalde kök sebepler ortadan kalktıktan sonra silahlı yapılara bir çıkış kapısı açılır. Bu süreçte fesih ve tasfiye süreci öne alınmıştır. Bu tutum bir yönüyle 2002-2015 dönemi demokratikleşmesinin ürünü sayılabilecekken, diğer açıdan Öcalan’ın ideolojik ve stratejik değişiminin sonucudur. 
Öcalan, 1993’te Mehmet Ali Birand’a ve 1997’de Fatih Altaylı’ya verdiği röportajlarda, “Biz bir sebeple ortaya çıktık ama uygun bir ortam olursa bırakmaya hazırız” mesajı vermiştir. Ancak ne iç ne de dış konjonktür buna izin vermemiştir. Şu anda iç ve dış konjonktür anlattığım sebepler sonuç almaya oldukça müsaittir. Bugün bu süreci bozma kapasitesine sahip iki ülke vardır: İsrail ve İran. İsrail Paris anlaşması ile Şam’dan alacağını almıştır. YPG üzerindeki bozucu etkisi ortadan kalkmıştır. 


— BAHÇELİ’nin rolü


Türkiye’de süreci baltalayacak kontrol dışı bir bürokratik odağın bulunmaması bir avantajdır. Devlet Bahçeli’nin süreçteki rolü, sadece milliyetçi kesimler değil, askeri-istihbari-emniyet ve sivil bürokrasideki bir çok kesimi de etkilemektedir. Bu etki nedeniyle bunun devlet aklıyla yürütülen bir girişim olduğu kanaati hakimdir. Bahçelinin tutumu toplumun ikna edilmesi açısından da önemlidir.
Cübbeli Ahmet Hoca sürece dair konuştuğunda Bahçeli’nin Alaattin Çakıcı’yı, onun da Cübbeli’yi uyardığı; ardından Bahçeli’nin Kürşat Yılmaz’ı ve Nuriş kardeşleri çağırarak sahada herhangi bir provokasyon yaşanmaması için talimat verdiği ifade edilmektedir. Bahçeli’nin müdahalesi, sokağı kontrol ederek ve sürecin selametini sağlamıştır.

Kök sebeplerin bir kısmı yerinde dururken, Öcalan’ın silah bırakma çağrısında “Kürt” vurgusunun geçmemesi ve meselenin sosyalizm bağlamında ele alınması dikkat çekicidir. Kürtlerle ilgili temel sorunun açıkça tanımlanmamış olması Kürtlerde sürece yöneltilen eleştirilerdendir. Ancak temel hakların Öcalanla bir pazarlık konusu yapılmaması doğru ve sağlıklıdır. 


Muhalefet’in Tutumu


Mecliste grup başkanlığı yaptığım Yeniyol grubunun üç siyasi Partisi de sürece ilk andan itibaren açık ve net desteğini vermiştir. Saadet Partisi Genel başkanı Sayın Mahmut Arıkan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu, Deva Partisi Genel başkanı Sayın Ali Babacan iktidara yönelik sair alanlardaki bütün eleştirilerine rağmen bu süreç desteklenmesi gerektiğini belirtmiş ve pozitif bir dille eleştirilerini ifade etmişlerdir. 

Kongre davaları ve belediyelere yönelik soruşturmalara rağmen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çözüm sürecine ilişkin komisyonlara üye vermesi, süreci takip etmesi ve kritik anlarda açıklamalar yapması önemlidir. CHP’nin bu tutumu, sürecin olumlu ilerlemesine katkı sunmaktadır. Komisyondan ortak bir rapor çıkması beklenmektedir.
Zafer Partisi ve İYİ Parti’nin muhalefeti de sürecin sağlığı açısından olumludur. Bu süreçte yalnızca destek değil, kaygıların ve doğrudan itirazların da dile getirilmesi gerekir. Dil sert olsa bile, sürece muhalefetin görünmesi enerji patlamasına yol açmadan sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından önemlidir.


— Sürecin Eleştirisi


Sürecin bir kaç olumsuz yönü bulunmaktadır:
Birincisi, sürecin aşırı derecede elitler arası bir mutabakatla yürütülmesidir. Cumhurbaşkanı bu meseleyi iki kişiyle, Öcalan üç kişiyle, Bahçeli ise tek kişiyle yürütmektedir. AK Parti ve MHP’nin MKYK’larında bu konuda bir tartışma zemini bulunmamaktadır. Bu kısıtlı tartışma zemini şiddet ve terörü durdurmak anlamına gelen negatif barış açısından yeterli olabilir ama yapısal bir dönüşümü ifade eden pozitif barış açısından eksiktir. 
İkinci eksik, toplumun sürece yeterince dahil edilmemesidir. Toplum tartışmalar ve dönüşümün dışında bırakıldığında ileride ciddi sorunlar ortaya çıkabilir.

Üçüncü sorun eve dönüş yasasının gecikmiş olmasıdır. Doğru olan örgütün fesih kararı ile silah bırakma töreni arasında yasanın çıkmasıydı. Örgüt mensuplarının tabi olacağı hukuki statü yasa yoluyla belirlenmedikçe kimse sürece dahil olmaz. Mağaralar tasfiye edilse, silahlar bir şekilde ortadan kalksa bile örgüt üyelerinin örgüt hakimiyetinde kalması doğru değildir. Yasa bir an önce süreli olarak çıkmalı ve şartları tutan kişiler adli sürece tabi olmaları noktasında teşvik edilmelidir. Devlet son 30 yılda neredeyse 10 kez yasa çıkartmış kayda değer bir katılım olmamıştır. Öcalan iki kez birer grubu (1999-2009) ülkeye getirmiş ancak onlar da ceza almıştır. Demek ki arka planı iyi çalışılmış bir yasaya ihtiyaç vardır. 

Önümüzde bir yasa değişikliği süreci bulunmaktadır. Toplumun iknası için Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu süreci açık biçimde sahiplenmesi gerekmektedir.


— SORULAR
(Soru üzerine) PKK, hendek sürecini doğru okuyamadığı gibi Suriye sürecini de doğru okuyamamıştır. Örgütsel bakış açısının sığlığı ve kendini yenileyememesi hatalara yol açmıştır. Eğer Öcalan 10 Mart anlaşmasını hayata geçirmeyip Halep sürecine sebep olanların hesabını örgüt içinde sormazsa, bundan sonraki süreci de yönetemez. Burada bir tasfiye kaçınılmazdır. Bu süreçte en çok eleştiri Bahoz Erdal ismi etrafında kümelenmiştir. Suriye’de sürecin yürümesinde İngiltere, ABD ve Fransa’nın ve Suud’un rolü önemlidir.

Suriye’de gelinen noktada entegrasyon modeli Türkiye’nin onayını almıştır. Bu bir çok başlıkta gösterilen esnekliğe işaret eder. Türkiye’nin temel talebi, silah bırakmaları ve sisteme entegre olmaları idi. Şu anda geçerli anlaşma idari, siyasi ve askeri bir entegrasyona işaret ediyor. 


(Soru üzerine) Meclis raporunun bir–iki hafta içinde çıkması, yasalaşma sürecinin ise Mart sonu–Nisan gibi gelmesi beklenmektedir. Yasada, örgütün üst düzey yöneticileri ile eylemlerin planlayıcıları ve faillerinin ilk etapta tahliye edilmeyeceği öngörülebilir. Bu kişilerle ilgili işler yolunda giderse ileride farklı düzenlemeler yapılabilir.

Yasa çıkmadan önce toplumun ikna edilmesi şarttır. Masa başı anlaşmalarla bu süreç sağlıklı biçimde yürütülemez.