Çatışma Çözümü İçin Yasal ve Politik Çerçeve Sunumu CEFTUS - 07.04.2025

Çatışma Çözümü İçin Yasal ve Politik Çerçeve Sunumu CEFTUS - 07.04.2025

06.04.2025

Sayın Konuklar ve Kıymetli Konuşmacılar,



Bugün iki ayrı oturumda konunun uzmanlarından çok önemli sunumlar dinlediniz ve dinleyeceksiniz. Alan ihlali olmaması için belirlenmiş başlığımla sınırlı bir sunum yapmak isterim.

“Çatışma Çözümüne İlişkin Yasal ve Politik Çerçeveler” başlığına geçmeden önce bu nitelikli ekibi bir araya getiren Sevgili İbrahim Doğuş ve Ceftus ekibine özellikle de Fatih Bey’e teşekkür ederim.



Konu çok geniş olmakla birlikte birkaç hususu kayda geçirmek isterim.

1. Parti olarak, silahlı mücadelelerin sonlandırılmasında çatışma çözümü imkanlarının kullanılmasını doğru buluyoruz. Türkiye’nin farklı tarihlerde uyguladığı 13 ayrı girişim gibi bu süreci de destekliyoruz. Genel Başkanımız Ali Babacan’ın bu bağlamda yaptığı çok net açıklamalar var. Şunu da belirtmen gerekir ki, içinde bulunduğumuz süreç Güney Afrika’dan Filipinler’e, İspanya’dan İrlanda’ya hiçbir uluslararası tecrübe ile izah edilemeyecek bir atipikliğe sahip. Keza devletin denediği 13 süreçten herhangi birine de benzemeyecek kadar kendine mahsus, özgün bir yönteme sahip.

2. Bahçeli’nin çağrı yaptığı ilk günlerde bu sürece desteğimizi açıkladığımızda henüz hiçbir somut bilgi ve analize sahip değildik. Ancak İlkesel olarak çatışma çözümü imkanlarına inanıyorduk. Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik darboğaz ve otoriterleşmeye rağmen böyle bir girişime şans verilmesi gerektiğini düşündük. Sonuçta De Klerk veya Santos da çok demokratik bir sistemin demokrat liderleri değillerdi.

3. konuştuğumuz bu son sürecin Bahçeli’nin oynadığı rol ve bölgesel gelişmeler nedeniyle önceki girişimlere göre sonuç almaya daha elverişli olduğunu düşünüyoruz. Son 3 ayda yargı eliyle gerçekleşen siyasi operasyonlara rağmen, bu girişimin başarıyla tamamlanması için desteğimizi sürdürmeye devam ediyoruz.

4. Devletlerin, silahlı örgütlerle hukuka uygun mücadele hakkını savunmakla beraber, sonuç alıcı olanın, yapısalcı bir yaklaşımla, şiddet ve terörü doğuran kök sebeplerin ortadan kaldırılması olduğunu düşünüyoruz. Kök sebepler ortada durdukça, bir örgütün tasfiye edildiği hallerde bile yerine yenilerinin çıkacağı endişesini taşımaktayız.



Başlığımız olan yasal ve politik çerçeveye gelirsek:

İki oturumda her konuşmacının bir yönüyle değindiği politik çerçeveye ben de kısaca değineyim.

Bu girişimi, Türkiye’de yaşanmış önceki girişimlerden ayırt eden birkaç özellik var. Bunlardan birincisi ve belki de en önemlisi; Türkiye’de sadece derin sosyolojik milliyetçiliği değil, aynı zamanda güvenlik ve yargı bürokrasini temsil eden MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin bu süreci görünür kılması çok kıymetli. Görünür kılma diyorum. Çünkü benim kanaatim, 2023’ün ortalarından itibaren İmralı-Kandil ve Suriye’de eşzamanlı bir süreç başlatıldığı, yürütüldüğü ve uluslararası partnerlerin de yer yer sürece eşlik ettiği şeklindedir. Sayın Bahçeli’nin temsil ettiği milliyetçi devletçi çizgi ile Sayın Erdoğan’ın temsil ettiği bir yönüyle İslamcı diğer yönüyle popülist liderlik bir araya gelince, bu iki liderin sürece rıza üretme ve toplumsal destek devşirme potansiyelinin en az %50 olduğu söylenebilir.

Bu durumun bir sonucu da sürecin toplumsallaşmasının tabandan yukarıya doğru değil, yukarıdan tabana doğru yürütülmesi ve liderlere duyulan güven üzerinden toplumsal rıza üretilmesidir. Bugün MHP’li ve Ak Partili bir vatandaş da Dem Partili bir vatandaş da süreci rasyonalize edememekte, duygusal olarak tam bir bağ kuramamakta, ancak liderlerinin pozisyonunu boşa çıkaracak kuvvetli bir itiraz da geliştirmemektedir. Bu durum, barış süreçlerinin toplumsallaşması tartışmalarında muhtemelen ilginç bir deneyime işaret edecektir.



Bu sürecin ayırt edici diğer bir özelliği de önceki deneyimlere göre Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında var olan siyasi partilerden sadece birinin açıkça ve net olarak muhalif olması, diğer partilerin tamamının sürece değişik seviyelerde destek veriyor olmasıdır. Özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin kendi partilerinin ve ilişkili belediyelerin maruz kaldığı çok sayıda operasyona rağmen desteğini sürdürüyor olmasının önemli olduğunu kabul edelim.

Meclis çatısı altında bulunan seküler- milliyetçi İyi Parti’nin açık ve yer yer de dozajı yüksek muhalefetinin de sağlıklı bir duruma işaret ettiğini düşünüyorum. Sürece eleştiri ve kaygı ile bakanların, karşı çıkanların siyasi sahnede karşılığını görebilmesi çok önemli ve kıymetli bir durumdur. İyi Parti’nin muhalefetini sürecin sağlıklı işlemesi açısından bir gereklilik olarak görmek gerekir.



Bahçeli gibi oldukça zıt bir figürle kamusallık kazanan sürece dair güven ve meşruiyetin, Erdoğan üzerinden değil, Bahçeli üzerinden gelişiyor olduğunu da not etmemiz lazım. Erdoğan gibi aslında Kürt meselesinde cumhuriyetin paradigmasını değiştirecek adımlar atmış bir figürün son on yıldaki yıpranmışlık nedeniyle Kürtler nezdindeki bütün güven ve kredisini kaybettiği bir tabloda Bahçeli özellikle Kürtler nezdinde şaşırtıcı derecede güven üretti. Hatta Erdoğan’a dair tereddütlerin neredeyse Bahçeli üzerinde bir gölge oluşturmuş olması da doğrusu ilginç bir fotoğrafa işaret ediyor.



Politik çerçeve açısından not edilmesi gereken bir husus da Dem Parti’nin sürecinin görünür olduğu 1 Ekim’den bu yana kendisine biçilen köprü rolünü önemli ölçüde başarıyla yürüttüğüdür. Özellikle siyasi parti ziyaretlerinin tabanda değilse bile kurumsal seviyede destek devşirilmesi açısından çok önemli sonuçları oldu. Ziyaret edilen partiler de devlet veya iktidar tarafından bilgilendirilmemiş olmayı bir probleme dönüştürmediler. Bu, sürece verilen desteğin bir görünümü oldu.

Ak Parti ve sayın cumhurbaşkanı ise Sürece dair konuşmamayı bir politika olarak belirledi. Sayın Erdoğan özellikle ilk iki ay ya hiç konuşmadı ya çok az konuştu. Şu ana kadar ak partili siyasetçiler bu ve benzeri hiçbir platformda yer almadılar. Galip bey eğer bugün konuşacak olursa böyle bir etkinlikte konuşmuş ilk ak partili olabilir. Bunu da anlayışla karşılıyorum. Ak Parti ve Erdoğan döneminde 2004- 2009- 2013’te silahsızlandırma süreçleri denendi ve hepsi de başarısız oldu. Ve ak Parti bunun büyük bedellerini ödedi. O yüzden sürecin iletişiminin bahçeli üzerinden yapılması ve pazarlıksızlık vurgusu muhtemelen geçmişteki tecrübelerden Gelen bir tutum.



Politik çerçevede son diyeceğim şudur. Bu süreç başladığından beri ana tema, pazarlıksız yürüyen ve yürüyecek olan bir model olduğu vurgusu. Bu vurguya rağmen, özellikle devlet bürokrasisi ama neticede iki tarafın da sürecin gereklerinin ve sorumluluğunun neye tekabül ettiklerinin gayet farkında olduklarını düşünüyorum. Hatta bu gereklilik ve sorumluluk halinin çoğu zaman açık, ama yer yer de örtülü bir mutabakata bağlandığını da düşünüyorum. Yani pazarlık yok bir iletişim modeli olarak tercih edildi. Ama bu vurgu, meselelerin farkındalığını ve nihai sonuç açısından gerekliliklere dair ihtiyaçları ortadan kaldırmadı.



Sürecin yasal çerçevesine geçerken, Sayın Erdoğan ve Bahçeli’nin yaptıkları çok sayıda konuşmada PKK’nin kendini feshetmesinin siyasal ve demokratik zeminde yaratacağı genişleme imkanı ve fırsatına birçok kez vurgu yaptığını belirtmek gerekir. Bir istatistikte Bahçeli’nin 17, Erdoğan’ın 16 kez doğrudan konuşma veya basın açıklaması yapmak suretiyle ve her biri en az on sayfa yer tutacak kadar demokratikleşme, siyasal alanın genişlemesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin rolüne vurgu yaptıklarını görüyoruz.

1 Ekim’den bu yana neredeyse altı ayı doldurduk. Sıklıkla ve özenle vurgu yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi şu ana kadar devlet veya iktidarın siyasi aktörlerince açık ya da kapalı bir şekilde, doğrudan ya da dolaylı bir yolla bilgilendirilmiş değil. Sadece Dem Parti’nin ve İmralı Heyeti’nin birer kez yaptıkları bir bilgilendirme turu oldu. Bu bilgilendirmenin de içeriğe dair bilgilendirmeden ziyade, sürece dair bir niyet paylaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Hatta şöyle ifade edelim, açık kaynaklarda yer almayan herhangi bir bilgi bu ziyaret turunda paylaşılmadı. Yani anlayacağınız oldukça şeffaf bir süreç içindeyiz :)

İşin esprisi bir yana, kısıtlı bilgi paylaşımının aktörlerin de sahip olduğu kısıtlılıkla ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani aktörlerin bilip de bizimle paylaşmadığı bir durumun olmadığını, aktörlere bu aşamada aktarılan bilgilerin oldukça kısıtlı olduğunu düşünüyorum.



Böyle bir süreçte, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne farklı roller düşebilir. Birincisi, sürecin yönetimine dair bir çerçeve yasa ve uygulayıcılar için bazı yasal garantiler sağlanması. İkincisi, Eve Dönüş Yasası gibi örgüt kadrolarının tasfiyesine dair yasal çerçevenin oluşturulması. Üçüncüsü de yasal ve anayasal düzlemde siyasal ve demokratik alanları genişletecek hak ve özgürlükleri artıracak düzenlemelerin yapılması.



Süreç yönetimine dair bir yasal düzenleme henüz gündeme gelmedi. Ancak 2014 yılında bir önceki çözüm süreci için yapılan ve aşağıda bilgilerini vereceğim yasa bugün de geçerliliğini koruyor. Yani süreçte rol alan kişilerin yasal güvenliğini sağlamak için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olmayabilir.



Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun

Kanun Numarası: 6551

Kabul Tarihi: 10.07.2014



Eve Dönüş Yasası olarak adlandırabileceğimiz örgütün kendini feshetmesi halinde silah bırakan mensuplarının yurt içinde ve yurt dışında nasıl bir yargısal sürece ve hukuk güvenliğine sahip olacaklarına dair bir düzenlemeye ihtiyaç var. Mevcut Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu böyle bir tasfiye sürecini kapsayacak maddelere sahip değil. Devletin özellikle 2013 sürecinde bu konuda çok detaylı raporlara ve önerilere sahip olduğunu biliyorum. Zannediyorum uygun bir aşamada bu yasa Meclise sevk edilecektir.



Başta Kürtleri ilgilendiren, ama daha geniş çerçevede demokratik alanın genişlemesine ilişkin yasal ve anayasal düzenlemelerden önce yapılabilecek birçok idari tasarruf da var. Örneğin hükümlü bazı PKK’lıların kısa süreli de olsa erken tahliye imkanına dair idari engellerin kaldırılması, hasta hükümlü ve tutukluların tahliyesi ya da infaz şartlarının iyileştirilmesi, birtakım kayyum uygulamalarına son verilerek göreve iadeler yapılması gibi idari tasarrufla ilerleyecek işler var.



Kürtçenin kamusal alanda kullanımına ilişkin yine idari tasarrufla atılacak adımlar var. Keza Kürtçe eğitim ve kültür faaliyetlerinin bir program dahilinde desteklenmesi. Kürtçe kültürel etkinliklerin salon tashihinden yasaklanmasına kadar maruz kaldıkları sorunların ortadan kaldırılması da herhangi bir yasal düzenlemeye gerek kalmadan yapılacak işler.



Partimizin programında ve hazırlamış olduğu politika eylem planlarında da yer aldığı üzere anadilde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması, anayasal vatandaşlık tartışmaları, yerel yönetimin güçlendirmesine ilişkin olarak birçok düzenleme şüphesiz önümüzdeki dönemde Meclis gündemine gelecektir.

Teşekkür ederim.