İçeriğe atla
Anasayfa / Çözüm Süreci / 07.08.2026
Çözüm Süreci 7 Ağustos 2026

Adalet Komisyonu - Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanun Teklifi

Adalet Komisyonu - Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanun Teklifi

Bu toplantıda bulunan süreç yöneticisi hem siyasetçilere hem de bürokratlara hitap etme fırsatını değerlendirme niyeti içerisinde sözlerimi ifade edeceğim. Öncelikle, şunu da ifade etmek isterim: Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda komşularımız olan, dostlarımız olan İYİ Partili milletvekillerimizin sürece karşı doğrudan karşıtlık seviyesindeki duruşları ve eleştirilerinin de sürecin sıhhati açısından çok kıymetli olduğunu sadece bugün değil sürecin başından beri birçok yayında ifade etmiş birisiyim.Sürece destek kadar sürece karşı eleştiri ve kaygıların, eleştiri ve kaygı kadar karşıtlığın da meşru kamusal alanda görünürlüğü sürecin sıhhati, doğru bir şekilde analiz edilip ilerlemesi ve milletimizin görüşlerinin kamusal alanlarda ifadesi açısından oldukça kıymetlidir. 

Medya ve televizyon ekranlarındaki kısıtlılığı da göz önüne aldığımızda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin komisyon ve Genel Kurul sıraları bu kamusal arenanın en önemli fırsat ve imkânlarından biridir.

Bu süreci değerlendirebilmek ve odaktan sapmamak için bu süreçten ne anladığımızı belki kısaca ifade etmemiz gerekiyor. Doğru bir eleştiri için sürecin yapısını, karakterini, fıtratını doğru değerlendirmek gerekiyor. Bu süreç, Türkiye'nin demokratikleşmesine dair bir süreç değildir. Bu süreç, Türkiye'nin Kürt meselesine dair kök sebeplerini ele aldığı ve kalıcı barışa evrildiği bir süreç de değildir. Bu süreç anakronik bir şekilde Kürt meselesinden neşet eden ama yer yer bu meseleyi de aşan PKK terör örgütünün görüşmeler yoluyla silahsızlandırılması sürecidir.

Güney Afrika, Kolombiya, Endonezya, Filipinler, İrlanda, İspanya gibi birçok örnek sayılabilecekken Türkiye Cumhuriyeti devletinin -Osmanlı'ya hiç girmeye gerek yok- kendi tarihinde de 1920 ile 1938 yılları arasında hassaten 84'ten bugüne kadar birçok girişim olduğunu görebiliyoruz. 1920 ila 1938 arasındaki girişimlerden en çarpıcı olanını Sayın Yücel Bulut detaylı bir şekilde değerlendirdi, tekrara düşmemek adına sadece buraya referans vermenin yeterli olacağını düşünüyorum. 

1984'ten bugüne kadar da görüşmeler yoluyla ve bir yasama faaliyeti aracılığıyla örgütün varlığının sonlandırılması ve tasfiyesinin sağlanması noktasındaErbakan'ı, Özal'ı, Demirel'i değişik girişimler içerisinde gördüğümüz gibi, Genelkurmay ve MİT Başkanlıklarının da kurumsal olarak benzer çaba içinde olduğunu görebilmekteyiz. Keza TBMM’de 84'ten bugüne kadar 11 yasa çıkarılmıştır, her birine farklı bir isim verilmiştir. 

En az 13 girişimi kayıt altına alabiliyoruz ama önceki ay medyaya aynı gün yansıyan 2 haber aslında içinde bulunduğumuz sürecin önemini bir kere daha bize hatırlattı. Bu 2 haber aynı gün yayınlandı. İmralı heyetinden Özgür Erol Abdullah Öcalan'dan naklen "Aslında 93'te belirli bir aşama katetmiştik keşke o gün bu iş bitseydi." dediğini yazdı, anlattı. Hakan Fidan da Katar'da bir oturumda, "2013 yılında bu işi neticelendirmeye çok yaklaşmıştık keşke tamamlayabilseydik." dedi. 2 ayrı cepheden 2 keşke ifadesi var. 93'ten bugüne kadar keşkenin maliyeti en az 40 bin can kaybı ve trilyonlarca dolardan bahsediliyor, 2013'ten bu yana da keşkeninmaliyeti en az 10 bin can kaybı. 

Umarız bu kadar büyük tartışmalarla yürütülen bu sürecin sonu keşkelerle değil, mutluluk ve coşku ifadeleriyle tamamlanır.

Böyle bir süreç için temel ön kabullere ihtiyaç var; Bunlardan biri herhangi bir görüşme trafiğinin bir kamu düzeni zafiyeti yaratmaması gerektiğidir. Özellikle 2013 süreci bu konuda kötü bir hafızaya sahiptir, bugün itibarıyla buna dikkat edildiğini söyleyebiliriz. Yine, Kürt meselesinden neşet etmiş olmasına rağmen, bu maksatla yapılan görüşmelerin Kürtler adına bir liderlik ve temsiliyet makamının oluşturulmasına da izin verilmemesi gerektiğini ifade etmek gerekir. Siyasi ve demokratik zeminlerde Kürtler de tıpkı diğer unsurlar kadar çeşitli, farklı siyasi görüşlere ve organizasyonlara sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ilgilendiren bütün konularda olduğu gibi kendilerini ilgilendiren konularda da bu çeşitlilik ve temsiliyet dengesi içerisinde tartışmalara müdahil olacaklardır.

Bir başka konu, ister Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bireysel hak ve özgürlükleri olsun isterse de Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapısal dönüşümü olsun ihtiyacımız duyulan hususlarda atılması gereken adımların görüşme yerleri, işte bu salonlardır, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi’nin komisyonlarıdır, Genel Kurullarıdır vesair siyasi ve demokratik alanlardır.

Bu süreç başlatıldığında Sayın Devlet Bahçeli iç cephenin tahkimine en önemli referansı vermişti. İç cephenin tahkimi sadece bir örgütün silahsızlandırılmasından ibaret olamaz. Bu süreç içerisinde farklı mağduriyetlerin ortadan kaldırılması yoluyla iç cepheyi güçlendirmek yerine yeni mağduriyetlerin de ortaya konulduğunu gördük.

AİHM'deki binlerce FETÖ yargılamalarında, KHK'lilerin yaşadığı sorunlara ilişkin, duygu kopukluğuna ilişkin adımlar atılmasını bekliyorken maalesef yargı eliyle siyasetin dizaynına dair birçok örnekle karşılaştık. 

İddiaların tamamı doğru olsa dahi ceza usül hukukunu, kişilerin masumiyet karinesini yok sayan birçok soruşturma örneğiyle karşılaştık. Keza siyasi alanı, söz söyleme alanını daraltan, gazeteci ve sosyal medya kullanıcılarının tutuklanmasından başlayın da yargı kararlarının uygulanmamasının Mecliste bir yasama faaliyetiyle güvence altına alınmasına dair düzenlemeye kadar bir hukuk devletinin en temel ve basit özelliklerinden uzaklaşan birçok örneğe tanık olduk. 

Oysa bu süreç iki yılı bulmamalıydı. Bu kadar kuvvetli bir desteğin olduğu, bu kadar paydaşın içerisinde olup başarısı için fiilen ve kavlen dua ettiği bir sürecin çok daha erken bir zaman takviminde yasama aşamasına gelmesi beklenirdi.  

Bu sürecin neticesinde Türkiye'nin daha demokrat, daha çoğulcu, daha özgürlükçü bir hukuk devleti olacağına dair inancı güçlendirecek adımlar yerine maalesef bunu zayıflatacak birçok olayla karşılaşmış durumdayız. 

Evet, bu yasa gecikti; evet, bu yasayla çok önemli bir kritik eşik aşılacak fakat yasaya gerek duyulmayan Kürtçeyle ilgili adımlar, AİHM- Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması ki Şerafettin Can Atalay, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala örnekleri en bilinen örneklerdir keza FETÖ yargılamalarıyla ilgili de birçok dosyanın biriktiğini artık biz biliyoruz. İdari veya siyasi tasarruf yoluyla atılması gereken birçok adımlar bu süreç içerisinde atılmamış bu da sıradan bir vatandaşın sürece olan güvenini zayıflatmaktan başka bir işlev görmemiştir. 

Öyle değil mi ya? Biz bu ülkenin gerek mali kaynaklarını gerek insan kaynaklarını tüketen bu meselenin ortadan kalkmasıyla, gerçek anlamda bir demokratik dönüşümü gündeme almasının önünde bir engel kalmayacağını savunuyorduk/bekliyorduk. 

Sayın Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim- 5 Kasım 2024 ve 5 Mayıs 2026'da MHP grubunda yaptığı toplantı tutanaklarına; yine Sayın Devlet Bahçeli'nin 31 Mart, 1 Nisan, 2 ve 3 Nisan 2025 ve yine 19 Mayıs 2026 TürkgünGazetesi’nde yayınladığı makalelere bakalım. Buralarda, bu sürecin bir sonraki getirisi ve fırsatı olarak hukuk devletine, demokratik dönüşüme dair derinlikli bir perspektif görüyoruz. Doğrusu biz bunları Sayın Devlet Bahçeli tarafından Türk milletine ve Türk siyasetine verilmiş birer taahhüt olarak görüyoruz ve bu taahhüdün arkasında duracağına dair bir endişemiz de yok. 

Ama Cumhur İttifakı'nın büyük ortağının, bu süre içerisinde bütün bu söylemleri boşa düşüren ve sıradan insanların ülkenin geleceğine, bu sürecin ardından karşımıza çıkacağına inanılan değişim ve dönüşüm fırsatına olan inancını zayıflatan iş ve eylemlerden de bugün itibarıyla vazgeçmesi gerektiğini bir kere daha ifade etmek gerekiyor. 

Evet, bu süreci buraya taşımak önemliydi. Bu kanun gerçekten kıymetli bir kanun; birçok açıdan eleştiriliyor. Ben AK Partili arkadaşlardan, Sayın Adalet Komisyonu Başkanımızdan ve ilk imzacılardan, burada başta Anayasa'ya aykırılık iddiası olmak üzere, Türk Ceza Kanunu ve İnfaz Kanunu'nun genel mimarisiyle çelişen ve uygulamada sorun yaratacağına inanılan mevzularda muhalefetin eleştirilerinin önyargısız bir şekilde dikkate alınmasını rica ediyorum. 

Millî Kardeşlik ve Dayanışma Komisyonunun Sayın Bahçeli’nin ilk teklifine göre muhalefetin görüşlerinin isim, karar alma mekanizmaları, görev tanımı gibi birçok mevzuda ciddi olarak dikkate alındığını gördük. Sayın Numan Kurtulmuş'a ve Sayın Abdülhamit Gül'e o dönemdeki katkıları için teşekkür ediyoruz.

Yasa buraya gelirken önce devlet bürokrasisi tarafından İmralı'da çalışılmış, sonuçta örgüt tarafından katılım bu yasanın akıbetini belirleyecek; bununla ilgili ön görüşmeler yapılmış olabilir. Daha sonra DEM Parti, AK Parti ve MHP arasında yürütülen trafiği de belli bir derecede sürecin tarafları olarak anlıyorum. Ama bu yasa teklifinin Meclis Başkanlığına verilinceye kadar metninin bütün gruplardan esirgenmiş olması, çok ciddi bir eksiklik olarak önümüzde duruyor iken bugün ve yarın burada yapılacak tartışmalar ve önerilecek hususların herhangi bir şekilde maddelerin dizaynında ve yapılanmasında hayata geçirilmeyecek olması; çoğulcu, katılımcı, 367 imzayla ve 7 grubun neredeyse 6'sının tamamen desteklediği bir süreç olma özelliğinin kötüye kullanıldığı, istismar edildiği gibi bir kanaate de sebebiyet verecektir.

Evet, burada birçok konuşmacı dile getirdi; hiç kimse terörün bitmesiyle ilgili negatif bir cümle kuramaz. 6 grup terörün bitmesi, silahsızlanma için, dönüşüm için, bu tarihî kırılma anına destek veriyorken "nasılsa getirdiğimiz her metne de destek vermek zorundadırlar." diye bir düşünce eğer görünür oluyorsa veya bizde böyle bir kanaat oluşuyorsa, özellikle sürecin önümüzdeki dönemlerde yönetimi açısından itirazları iktidar partisinin yönetmesi gerekir, ciddiye ve dikkate alması gerekir. Böyle bir yasa hazırlamanın zorlukları var. 11 kere yasa çıkartılmış ama karşılığı bulunamamış. 

Şu anda da bu yasanın yürürlüğe girmesi için cezaevlerinin ve Avrupa'nın değil Kandil'in boşaltılması gerekiyor bu yasayla birlikte. Bana sorarsanız bu sürecin başarı kriteri nedir? Örgütün kendini feshetmesi midir? Değildir. 

Örgütün silahlarını yakması mıdır? Değildir. Örgütün mağaraları boşaltması mıdır? Değildir. 

Bu sürecin başarı kriter kırsal alandaki örgüt üyelerinin illegalitedenlegaliteye geçişi, Türkiye Cumhuriyeti devletinde açılacak birer adli dosyayla birlikte normal bir hayata intibak etmelerinin ve böylelikle Türkiye Cumhuriyeti aleyhine bir kere daha silaha yönelme imkânlarının yapısal olarak ortadan kalkmasıdır. 

Durum böyleyken yasanın neredeyse iki yıllık bir süreyle gecikmiş olmasını da anlamakta zorlandığımızı ifade etmek istiyorum. Her zaman Türk tipi bir modelden bahsedildi. Bugüne kadar bir modelden bahsetmek zor idi ama bu yasayla birlikte gerek Cumhurbaşkanlığında oluşturulacak kurul gerekse de Mecliste oluşturulacak kurul birer modeldir. TBMMKomisyonu belirsizliğe mahkûm edilmiş, ümit ediyoruz ki buradaki belirsizlik, yapıcı muğlaklık olarak alınır ve Meclis Başkanlığı bunu birçok açıdan olumlu olarak değerlendirir. Meclis’te izleme ya da gözetim heyeti olacak kurulla birlikte bu süreç ilk defa bir mimariye, bir modelle kavuşmaktadır. Bunun da sürecin bir sonraki aşamaya taşınması ve başarıyla tamamlanması açısından önemli olacağını düşünüyorum. 

Birkaç konuya daha değinip sözlerimi tamamlayacağım. 

Bu sürecin en önemli handikaplarından birinin tespit, teyit ve ilandaki ısrar olduğunu hep ifade ettim. Bugün bu yasada da var. İtirazımız şuna; bir devlet kurumu bu örgütün ancak kendini feshetme ve silahsızlanma iradesini, iştiyakını ve buna uygun davranışlarını tespit ve teyit edebilir. 

Şöyle bir senaryo yapalım: MGK eliyle tespit edilip yayınlandığını ve işlerin sarpa sardığını, MGK eliyle tamamen kendini tasfiye ettiğini iddia ettiği bir örgütten farklı yapılar ortaya çıktığını düşünelim. 

Doğrusu şu olmalıydı; Yasal zeminle birlikte bu kapıyı açacaksınız, altı ay içerisinde buna uyan örgüt üyeleriyle ilgili hukuki statü budur, buna uymayanla egemenlik haklarım ölçüsünde terörle mücadelemi sürdürürüm diyeceksiniz. Ancak o zaman örgütün tamamen ve gerçekten bittiğini kayıt altına alabilirsiniz. Bunun bir ön şarta bağlanmasının devlet mantığı açısından da doğru olmadığını düşünüyorum. Diğer açıdan terör propagandasıyla yargılanan birçok insan var. Yine, terör örgütü üyeliğiyle tanıdığım bir sürü sivil toplum örgütü üyesi ve siyasetçi var. Bu yasaya yazılı başvuru şartıyla bu kişilerin beraat etme ve aklanma haklarını da ellerinden almış oluyorsunuz. Bu konuda önergemizi de verdik. Yazılı başvuru şartının kişilerin kendilerini aklama haklarını zedelemeyecek ve bugüne kadar yaptıkları savunmaları ortadan kaldırmayacak bir şekilde dönüştürülmesi ve kodlanması gerekiyor. 

Birçok arkadaşımız ifade etti. Örgüt üyeleri geldiğinde herhangi bir adli veya siyasi şiddet, terör ve ismi ne olacaksa olsun sorunun parçası olmamalarının en önemli imkânlarından biri; devletin rızaları dahilinde onlarla birlikte uygulayacağı bir toplumsal uyum ve entegrasyon programıdır. Bu yasada toplumsal uyum ve entegrasyona dair tek bir kelime yok. O kadar geriye düşmüşüz ki Sayın Başkan 6551 sayılı Yasa'da bir madde vardı, o bile burada yok. o zaman Bakanlar Kurulu için sonra sistem dönüşümüyle Cumhurbaşkanına bir yetki tevdii vardı, o bile tekrar yazılmaktan imtina edilmiş; adli, idari tedbirler diyerek geçiştirilmiş mutabakat sağlanacak bir detayda getirilmesi gerekiyordu. Ertelemenin bozulmasına ilişkin düzenlemenin faydalanıcılar lehine ama süreci de koruyacak şekilde güçlendirilmesi gerektiği açıktır. 

Gecenin bu saatinde (00.30) söz hakkımı daha fazla uzatmayacağım.

YENİ YOL Grubu olarak bu yola çıkışın kendisini meşru ve doğru bir çaba olarak gördük. Eksiğiyle, gediğiyle yaptığımız bütün eleştirileriyle birlikte sürecin bu aşamaya gelmiş olması önemlidir. Bu teklifin nihai bir yasa değil yeni bir kritik eşik oluşturduğunu düşünüyoruz. Bundan sonrasında, lütfen, muhalefetin düşüncelerine, önerilerine, toplumun vicdanına, toplumdan gelen itirazlara, toplumdan gelen beklentilere daha fazla önem verin diyoruz ve bu metnin bu Komisyon’dan -gerçekten Sayın Başkan- nasıl geçeceğinin bir turnusol kâğıdı işlevi de göreceğini ifade etmek istiyorum. Geldiği gibi geçecekse, bütün bu müzakereler ve bu katılıma bir yönüyle saygısızlık olacaktır, bir yönüyle haksızlık olacaktır. Önerilerin bir kısmının dikkate alınıp değerlendirilip maddelere işlenerek Genel Kurul’a sevk edilmesini ümit ediyorum.

 Tekrardan teşekkür ediyorum.


Youtube video linki: https://youtu.be/OK_M1MnbWpI